Lilypie Fourth Birthday tickers
eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Aralık 2009 Çarşamba

GÜLüm,balım,peteğim..(gül anneye ithafen)

Hamileliğimin son üç ayına girmiştim ve artık''sardı korkular,gelecek günler,düşündüm nasıl yaşanacaklar''edasında doğum yöntemlerini araştırmaya başlamıştım araştırmacı kimliğimle..(1)

Herkesle konuşuyor,deneyimlerini soruyor,karar vermeye çalışıyordum derken suda doğum yapan bir ablamın tavsiyesiyle,araştırmaya başladım fakat ilk doğum için pek uygun olmadığı kanaatine varıyordum ki,suda doğumu hastanede değil,evinin rahatlığında yapmış bir bayanın videosuna rastladım,bir de baktım bu doğum benim yaşadığım yerde,marmariste gerçekleşmiş.

Yaptıran doktorda burada.(hakan coker)''Doğal doğum''eğitimleri veriyor,tüm kadınların içinde varolan bu cesareti,korkulardan arınmış bir şekilde yapabilmeleri için onlara destek olup,bünyemizin doğal gücünü kullanarak,suni sancısız,dikişsiz,(tam da annelerimizin bizi doğurduğu gibi)tam manasıyla doğal bir doğum için onları yüreklendiren,yol gösterici bir eğitimmiş bu doktor beyin anlatımıyla.


Bu sefer bu eğitime katılmış birilerine ulaşmam lazım,başlıyorum yeniden araştırmaya..derken bir sayfa beliriveriyor önümde,pembe..sıcacık,duru kızım ve ben..diye devam eden bu sayfadaki herşeyi okuyasım geeliyor,okudukça bebeğime kavuşacağım günleri iple çekmeye başlıyorum..o kadar sevgi dolu,şefkatle,özenle yaşanmış deneyimler ve bir o kadar içtenlikle anlatılmış GERÇEK hikayeler..oldum olası okumaya,yazmaya bir eğilimim vardır zaten(2),hatta lise yıllarında il çapında kompozisyon birinciliğim bile vardır söylemesi ayıp..sayfalar dolusu yazılmış günlükler,notlar,mektuplar taşar çekmecelerimden,uzun zamandır da yazamamış olduğumu farkederim bu sıcacık satırları okurken ve teknik şeylere ilgim olmamasına rağmen bende denemeye karar veririm deneyimlerimi deneyimlemeye,gül annenin ve onun harika sayfaları sayesinde..yapamadığım noktada yanıbaşımda beliriveriyor,hemen güç veriyor..özgür anne vazgeçmişken devam diyor..

Okudukça başka sayfalar,çok tatlı insanlarda çıkyor karşıma ama Gül annenin yazdıkları sanki ben.Ben yazsam ancak bu kadar olur,anlattıkları bu kadar tutar benzerliklerde birbirini,şimdi hep satır aralarından çıkardığım ,belki O'na saçma gelecek ama bana çok tuhaf gelen, şimdiden iki tanesini yazdığım ortak noktalara..Duru'nun doğduğu gün çekilen resimlerden anladığım kadarıyla normalde gözlük kullanıyor Gül anne ama günlük yaşamda ya lensi tercih ediyor,ya da benim gibi sadece ihtiyaç anlarında takmayı tercih ediyor(3)

Ne zaman okudum hatırlamıyorum ama not almışım sanırım benim gibi bir perma macerası(4) var Gül annenin,upuzun ve dümdüz saçlarım vardı benim tüm gençliğim boyunca.. gerçi hala uzun ama o zaman boyasız olduklarından daha sağlam ve  dümdüzdü fakat ben bayılırım dalgalı saça..tutturdum kıvırcık olacak diye..kuaförün bütün olmazlarına rağmen yaptırdım..1 haftada açıldı dalgalar tutmadı.hem saçım zarar gördü,hem biriktirdiğim harçlıklar ziyan oldu:))

Benim de ailemden ilk uzun ayrılışım ve bir çok ilkim küçük yaştaki ingiltere seyahatimde oldu.O zamanlar Anadolu liselerinde adam gibi bir eğitim veriliyordu ve hazırlık sınıfının sonundaki final sınavından geçer not alınamazsa ders notları hiç önemsenmeden  öğrenci sınıfta kalabiliyordu.işte bu sınavdan 80inin üzerinde alırsam beni bu seyahate yollamaya söz veren ailem sözlerini tuttular ve ben 12 yaşımda ingilteredeydim.(5)

6.madde yaratıcılık ve bir şeyleri kendi kendime üretme isteği.ben henüz bu konuda fazla bir şey yazamadım çünkü şu sıralar tek uğraşım bebek bakımı.Fakat çevremdeki herkes bilir dekorasyon ve el sanatları konusundaki merakımı.Kozmetik bile yapmışlığım vardır evde.Gül anneninde bu tip şeylere olan merakını anlıyorum yazılarından.

Herşeyin resmini çekip duruyorum diye eşimle bile atışmışlığımız vardır,abartıyormuyum diyordum taa ki yine bu sayfalarla tanışmadan önce.bir ortak ilgi alanı da iyi fotoğraf çekmek.ama benim daha çooook uğraşmam lazım.kendi kendime yapabildiğim ancak bu kadar.Gül annenin fotolarını ise bir çok profosyonel fotoğraftan daha sıcak bulduğumu daha önce belirtmiştim zaten. (7)

Rus dili ve edebiyatı mezunu birisi olarak okul bitince pratik eğitimimi yapmak üzere Moskova'ya gitmek istiyordum,fakat babam orada kimseyi tanımadığından ve oraya  bir türlü güvenemediğinden,bir ahbabımızın da olduğu Ukrayna'ya gitmem konusunda bana çok ısrarcı davrandı.hiç istemeyerek gittiğim Ukrayna'da hayatım değişti. Eşimle orada tanıştım,ve yine kendi isteğimle eğitimimi tamamlamadan o Türkiye'ye döndüğü için ben de döndüm ve şu an hayatımdaki en önemli yapıtaşlarına kavuştum.(8)

En sevdiğim kuzenim Olcay abimin kızının adı''Duru'' ve doğum tarihi 10mart2008.Gül annenin Durusuyla çok çok yakın.Şu an gelişimlerini birlikte takip ediyorum..bu çok benimle ilgili bir madde değil fakat ilginç bir tesadüf(9)

Battaniye yazısındaki battaniyenin aynısı hala evimizde,ben 1980 doğumluyum,izmit-sapanca-adapazarı-kefken-kerpe de geçti çok uzun yıllarım ve Bugün ilginç bir şey daha oldu..oldum olası zaten balık etli bir insanım,bunun üzerine birde hamilelik kiloları eklenince şu sıralar tam balina etli bir anne oldum çıktım.Ne yaparım geçer mi bu kilolar bir sorayım Gül anne'ye diye düşünürken bugün son yazıyı okuyunca..tamam dedim artık bu yazıyı yazmalıyım..hele de loğusalıktaki tahin helvası mevzusu..pes dedim artık.tatlı sevmem normal şartlarda,fakat ilk üç ay,özellikle de ilk 40 gün yediğim helvanın haddi hesabı yok:))

Tüm bunlara bir de Gül annenin sayfasındaki işyerinde kasklı çekilen fotoğrafı gören annem''nerde taktın bu kaskı kafana''diye bana sorunca,bende ''anne bu ben değilim'' dememle şaşırmasıda eklenince...
Kaç etti??Ben saymayı bıraktım artık.

Uzun lafın kısası sadece okunan bir blog değil Gül anne benim için yaşayan birisi.Tanışmayı çok isterim,hazır şu an yakın mesafelerdeyken.İzmit'te Harikalar sahiline çok yakın oturuyoruz.Bir hafta sonu Duru kızı hem bu masal kahramanlarıyla tanıştırmak hem de benim Yaman kuşumla tanışmak isterseniz,çok içten teklifimdir bu ayan beyan.anadolu yakasındaysanız 1 saat bile sürmez.

Şimdi tam istediğim gibi olmasa da hala eski yazdıklarıma bakınca kendi sayfamda,''sayesinde'' diyorum,''iyi ki''diyorum..umarım ben de başka birilerine rehberlik edebilirim böyle diye düşünüyor,ve bu vesileyle bu yazıyı da ona yılbaşı hediyesi olarak ithaf ediyorum..

Sağlıklı,mutlu,Dupduru,huzurlu yıllar...

13 Eylül 2009 Pazar

okul öncesi eğitim semineri

 ÖĞRET ONA
 Zaman alacak biliyorum ,fakat eğer öğretebilirsen ona,
 Kazanılan bir liranın ,bulunan beş liradan daha değerli olduğunu öğret.

Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve de kazanmaktan neşe duymayı..

Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu.Eğer yapabilirsen,sessiz kahkahaların gizemini öğret ona.

Bırak erken öğrensin,zorbaların görünüşte galip olduklarını..

Eğer yapabilirsen,ona kitapların mucizelerini öğret.

Fakat ona sessiz limanlar da tanı.
Gökyüzündeki kuşların,güneşin altındaki arıların ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin ebedi gizemini düşünebileceği..

Okulda hata yapmanın,hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu öğret ona.

Ona kendi fikirlerine inanmasını öğret.
Herkes ona yanlış olduğunu söylediğinde dahi..

Tüm insanları dinlemesini öğret ona,
Fakat tüm söylediklerini gerçeğin elinden geçirmesini ve sadece iyi olanları almasını da öğret

Eğer yapabilirsen,üzüldüğünde bile nasıl gülümseyeceğini öğret ona.

Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret.

Ona kuvvetini ve beynini en yüksek fiyatı verene satmasını,
Fakat kalbi ve ruhuna hiçbir zaman fiyat etiketi koymamasını öğret..

Uğultulu bir insan kalabalığına kulaklarını tıkamasını öğret ona.

Ve eğer kendisinin haklı olduğuna inanıyorsa,dimdik dikilip savaşmasını öğret.


           Abraham Lincoln tarafından oğlunun öğretmenine yazılmış bir mektup




Dün bizim otelimizde gerçekleşen harika bir seminere katıldım.Bu harika şiir de seminerin başlangıcında okundu..Aslında seminer anaokulu öğretmenleri için hazırlanmıştı.SMG yayıncılık ve marmariste işini en iyi yapan ve harika sahipleri olan konak kırtasiye işbirliğiyle düzenlenen seminerin konuğu ise Ankara Üniversitesi eğitim bilimleri fakültesinden Prof.dr Gülengül Haktanırdı.

O kadar harika ve o kadar şaşırtıcı şeyler öğrendim ki,çocuk gelişimi bölümü okumadığıma pişman oldum..elbetteki konuşmacımız Türkiye de olan eğitim sorunlarına değindikçe çok üzüldüm ama yapılabilecekleri sıralayınca da içim rahatladı..fakat onun tüm bu anlattıklarını hangi okulların dikkate alıp uygulayacağı da elbette soru işareti..Uzun uzun tüm semineri anlatamayacağım ama aklıma kazıdığım iki üç şeyi unutmayayım, ileride bakarım buraya,Yaman beye anaokulu seçerken dikkate almaya çalışırım diye yazayım istedim..
  • Okul öncesi eğitimde hiç bir şeyin ders kıvamında olmaması gerektiği ve bağımsız anaokullarının birazda para hırsı yüzünden branş dersi gibi uyguladığı satranç,drama,ingilizce,bale....(uzayıp giden liste) sınıflarının yanlışları...eğer o dersi veren hocalar da anaokulu öğretmeni gibi çocukları tanıyıp sürekli onlarla olursa bir sakınca yok.Asıl olması gereken çocukların kendi öğretmenlerinin onlarla bu aktiviteleri yapması ya da o branş hocalarıyla birlikte öğretmenin de yanlarında bulunması..(bu kadar yönden kendisini geliştirmiş çocuk gelişimci bulmak ne kadar kolay o da ayrı muamma)
  • Asla ve asla çocuklara fiziksel ya da duygusal istismar yapılmaması gerektiği(niye kirlettin üstünü demek bile duygusal istismarmış)
  • Çocuklar aynı anda aynı aktiviteleri yapmak için zorlanmamalılarmış.hep birlikte boyama yapmak çoğu zaman onların yaratıcılıklarını öldürürmüş..özellikle sınırlı boyama(içi doldurulan şekiller)..oyun saatinden önce daha önce oluşturulmuş köşelerin hangisinde kimin oynamak istediği sorularak,istemeyenlerde uygun aktiviteye yönlendirilmelilermiş(eğitimde bize Boston da ziyaret ettikleri bir anaokulunun bunu nasıl başardığını gösterdiler..çok da kolay uygulamalarla yapılabilecek bir şey olduğunu gördük..)
  • Bizim okulların kafalarına göre istedikleri yaklaşımı (Montessori yaklaşımı ya da Reggio Emilia yaklaşımı) benimsemelerinin ne kadar yanlış olduğu,hangisinin en doğru olduğuna ve bizim kültürümüze en uygun olanına bir kurulun karar verip tüm okulların tek bir yaklaşımı benimsemesi gerektiği.. üstelikte bunları uyguluyoruz deyip,yanından bile geçememeleri..
  • GOETHE nin unutmamam gereken bir sözü; bir çocuğa iki şeyi öğretin''kökleri ve kanatları''...
  • Köy enstitülerinin kurucusu Hakkı Tonguç un ''İnsan Topluma hizmet etmeden ölmeye utanmalıdır''sözünü..ve bu sözü tam manasıyla yerine getirdiğini düşündüğüm Prof.Gülengül hanımı hiç unutmayacağım..bu arada anne baba eğitimlerine de başlamışlar..bunun organizasyonunu birileriyle paylaşıp yapmalıyız..çok güzel olur.