Lilypie Fourth Birthday tickers
güncel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
güncel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mart 2010 Cuma

5 liraya bu mutluluk fazla

Duyarlı olduğumu düşünürdüm ben,özellikle hayvanlar ve çevre  konusunda..
Ne kadar da vurdumduymaz olduğumu hissettim bu anların keyfini yaşarken.


Çok sevdiğim bir ailenin yapıcı annesi geçen gün bize geldiğinde üzülüp durdu,''buğday alacaktım,alamadım geç oldu'' diye,

Biz de onlara gidiyorduk,bu sefer benim düşünceli annem kadıncağız üzülüp durdu,''biz alalım bari buğdayları''demeye başladı.

5 liralık buğday aldık.
O dakikalarda bilmiyordum henüz bu kadarcık bir şeyin koca bir mutluluk topağına dönüşeceğini..

 5 liralık buğday mutlu etti
gökyüzündekileri,

onların karnı doydu diye mutlu oldu
ince fikirli kişi.

5 liraya ne kadar ucuz bir keyiftir bu böyle..
bu da eşentiyonu,
bedava el masajı..

















Cami avlusu değil,pencere önü.

Yani insan istedimi,mutluluk pencerenin hemen önünde aslında.

Uzaklarda aramamalı.
Küçük Prens uykudayken,annesi kuşlarla terapideydi..Nasıl bir keyif o küçük canların usul usul korka korka sokulup,güvenince pıtı pıtı çekinmeden karınlarını elimden doyurması..
Ilık rüzgarın yüzümü okşaması..
Güneşin gözlerimi kısması..


Birden Yamanın ağlaması.
Kuşlarla tanışması.
 
  
 Uykulu gözlerle tanıştığına memnun olması.
 Bu haline çok gülmem de işin ekstrası..

5 liraya bu mutluluk çok fazla kısacası..

hep yapmalı diye düşünürken,
aklıma geldi bizim apartmanın girişindeki bir evin balkon demirlerindeki çiviler.
Hep merak ederdim bunlar ne diye?
Güvercinler konmasın diyeymiş meğer.
Ne kadar yazık,
yok güvercinlere değil,
bunu yaşayamayanlara ve onların çocuklarına..

Az kalsın unutuyordum;
Bir yakışıklıdan onun eli büyüklüğünde bir buket çiçek bile aldım o gün.
Evren ablasıyla bana çiçek toplamışlar,kendi elleriyle bana uzattı oğluşum..

27 Şubat 2010 Cumartesi

Sunay Akın Paşa imzalı ilk kitabı..



Ben şimdi  ne zamandır sanatsal aktivite yapamıyorum ya,yapamıyorum diye içten içe de kıvranıyorum..bol bol kitap,fotoğraf,blog yaz falan bu tip şeylerle açığı kapamaya çalışırken geçen hafta cuma günü Allah bu anne olmaya çalışan Özgür  kuluna acımış olsa gerek,planlasam,uğraşsam,hayal etsem olmayacak bir şey oldu.
Sunay Akın bizim mahalleye,gösterime geldi.Üstelik tüm halkımız da davetliydi.
Hayır bizim mahalle dediğim öyle kültürel aktivitelerin falan olduğu bi yer değildir yanlış anlaşılmasın.Bildiğimiz mahalle.
Kıyıda köşede kalmış bir kültür merkezi var,oradaydı gösterim geçen hafta cuma günü.
Sunay Akın anlattıkça,''ne kadar da az şey biliyorum''hatta yok yok ''benim hiç bi şeyden haberim yok''triplerine girip,kendime sinir olmama rağmen o daha 5 saat anlatsada ben dinlesem gibi oldu.
Ne  hoş geldi aylar sonra..
Geçen yıl hamileyken ziyaret etmiştim oyuncak müzesini,hatta hamilelik dönemimi anlattığım bir yazımda bahsetmiştim.Bahçesindeki zürafa heykelleri hem çok hoşuma gitmişti,hem de niye zürafa acaba?, hem de 3 tane diye merak etmiştim,sanki sorduğumu bilmiş gibi uzun uzun anlattı harika bir hikaye ile sorumun cevabını..
En güzeli de en ağırbaşlı konuları bile en sonunda ucundan kıyısından ''çocuk''konusuna bağlaması,en ciddi ya da acıklı konularda bile insanın dudağına tatlı bir tebessüm kondurmasıydı.
Hayattaki asıl değerlerimizin,''hisse senetleri''miz değil,''hissi senetler''imiz olduğunu ,
''Gerçek''dediğimiz şeyin aslında hayallerin ayak izleri olduğunu anlatıp hayal kurmayı tekrar hatırlattı,içimi ısıttı.çok iyi geldi çok.

Bunun yanında bayrakların ilginç hikayelerini,kendi bayrağımızın bile nasıl oluştuğunun okullarda anlatılan hepimizin bildiği  hikayesinin külliyen uydurmadan ibaret oluşunu,çok daha derin ve anlamlı olan gerçek''anlam''ını öğrendim.Bugüne kadar bilmemiş olmama çok içerledim.
Çocuklar için yapılan ilk mitingin 1930 yılında bizim ülkemizde yapıldığını,yukarıdaki fotoğrafında o güne ait olduğunu,o pankartta yazılanları..''azarlanmamak'' ''yalnız yatmak'' ''hava güneş''..ne hoş..yıllar önce yapılan bir miting,çocuklar adına:))


Topkapı sarayında sergilenmeyen ,depoda bi rafta duran, bir çocuğa ait resim defterinden bir yaprağın,o sayfada çalışması yapılan imzanın sultan mehmete ait olduğunu öğrendiğimde içimin cızz edişi...

Yıllar sonra o defterde provasını yaptığı imzasını Rumeli Hisarına taşlarla atmasının hikayesi ve bunun bize hiç bir tarih öğretmenimizce anlatılmamış olması..hatta bunu onların bile bilmiyor oluşu ve bunun gibi her hikayenin sonunda ne çıkacak acaba diye sürpriz yumurta kıvamında geçen,her dakikası dolu harika bir gösterimdi.
Çıkışta bir izdiham, bir kalabalık,ben ne oluyor derken,bir de ne göreyim?kitap okumaz denilen insanlar,peynir ekmek gibi kitap satın aldılar..herkesin yüzünde yeni şeyler öğrenmenin mutluluğu,o coşku ,benim eğitim sistemimizi tekrar sorgulamama neden oldu ve içim acıdı.Ben de seçtim bir kitap o günün anısına.Girdim sıraya,beklerken ,beklerken sıra bana geldi.
Sunay bey sordu,isim?
-''Yaman'' dedim.sonra düşündüm 7 aylık bebeğin adını niye verdim?
işte o an anladım ,çünkü ben artık anneydim.



31 Ekim 2009 Cumartesi

Allah senden razı olsun Tracy Hogg


Geçen hafta,genellikle benim kadar bebişi olan annelerin pek yapamadığı bir şey yaptım daha doğrusu yapabildim..Yandaki afiştende anlaşılacağı gibi Yönetmenliğini Levent Semerci'nin yaptığı ''Nefes'' filmine gittik.Tam da sınırdan giriş yapan pkklıların kutlamalar yaptığı günün ertesi günüydü.Askerliğini Batman'da komando asteğmen olarak yapan sevgili kişisi ise yanımda filmde söylenen marşlara eşlik edip durdu,eski günlerini yad etti ve tabii buradan da filmin ne kadar gerçekci olduğuda tarafımdan anlaşılmış oldu..İki saat boyunca o koltukta gerildik kaldık..hele ki ikinci yarıdaki bol bulutlu konuşma sahnelerinde ve elbette ki hafızalara kaydedilecek olan son upuzuuuuuuuuuun süren artık bitsin dedirten çatışma sahnesi..izleyiciye''bak ey izleyici taş çatlasın 10 dakika süren bu sahne seni ne kadar gerdi,bitsin istiyorsun içten içe,bak gör insanlar neler çekiyor bu saatler süren çatışma anlarında''mesajını çok iyi vermiş tarafımca.Filmin zamanlamasına ise zaten diyecek yok.Son günlerde atılmaya çalışan adımlarla umarım bu sorunlar gerçekten son bulur.Oğluşum sende ileride bu satırları okurken,''annecim neydi o zamanlar yaşananlar anlat bana'' dersinde,sen sorunca hatırlarız bizde bu acıları..tarih olup gider hepsi..


Peki nasıl oldu bu mucize?annem ve Tracy Hogg sayesinde..(bkz.tracy hogg yazıları)Allah ikisinden de razı olsun..Tabii bu saatler alınmadan önceydi,oturmuş bir uyku saatimiz vardı.Saatler alındı,bizim düzen şaştı..umarım bir an evvel tekrar gireriz eski düzenimize..

Bu arada film,İki haftada 814 bin kişi tarafından izlenerek bu sene en iyi izleyici performansını elde etmiş. dünyanın en önemli sinema sitesi imdb.com'da Savaş, Macera filmleri kategorisinde birinci sıraya yükselmiş.
İzleyicilerden aldığı puanlamaları değerlendiren imbd sitesinde Nefes filmi 10 üstünden 9 puan elde ederek Schindler'in Listesi, Kıyamet, Zafer Yolları, Arabistanlı Lawrence gibi önemli savaş filmlerini geride bırakmış.

13 Eylül 2009 Pazar

ülkemizle tanış oğlum

canım oğlum,
Burası bizim sevgili ülkemiz,hoşgeldin.Tanış onunla;  ülkemiz bir cennettir ama alışmalısın burada yaşananlara...
Selde kaybolan çocuklara, düşünce fakiri sorumsuz insanlara...
Başka yerlerde bir felaket olur,dünya durur,
Bizim ülkemizde insanlar ölür..
Bir yağmur yağar,aileler dağılır,suç hep DOĞA ya atılır..
Deprem olur,yangın çıkar,sel olur..bir çocuk kaybolur...adı bugün DİLA olur,
Umarım bu acılar yarınlarda son bulur...
Bu hafta İstanbul gibi bir şehirde yaşanan akıl almaz ölümler içimizi çok acıttı..dün akşam annesinin kollarından kayıp sel sularına karışan 1,5 yaşındaki Dila rüyama girdi.meğer anne olunca, bir insanın yetişmesindeki zorluğu görünce  tam olarak anlıyormuş insan, ''insan hayatı''nın değerini..belki de bu yüzünden erkek yöneticiler bu kadar  sorumsuz ve bu kadar düşüncesiz olabiliyorlar.

 Vazgeçtim, sen buraya alışma oğlum,değiştir bu çirkinlikleri...

29 Haziran 2009 Pazartesi

12 haziran doğumgünümdü..ve harikaydı





Hayatımın en sakin ve huzur dolu doğumgününü bu yıl geçirdim..sabah erkenden Çınar'da yapılacak o harika köy kahvaltısı için kalktık..benim pek tatlı ve pastayla aram olmadığı için sahanda tereyağlı sucuklu yumurta benim için 10 katlı bir doğumgünü pastasına bedel olduğundan sabırsızlıkla ve deli gibi açlıkla onu bi güsel güplettik koca göbişle:) kahvaltımız esnasında etraftaki kazlar tavuklar ve civcivlere de peynir,kuru üzüm,ceviz ve fındıktan oluşan bir menü ikram edildi tarafımızdan.Canım annem ve aşkım da yanımda olunca elbette herşey kusursuzdu..O günlerde kardeşimin yani teyzemizin sınavları henüz bitmediğinden aramızda değildi ama o da sesiyle katıldı aramıza..Sonrasında yine sahilde deniz sefası yaptık annemle sakin sakin denize girip çıktım sonra babamız bir sürprizle geldi ve uzun zamandır yapmak istediğim gün batımı fotoğraf çekimleri için bizi alıp uçurtma'ya götürdü.Çok hoş resimler çekildik tam gün batımında..marmariste yaşıyor olmanın şansını bir kez daha taaa içimden hissettim..kısacası çok ama çok güzel ve özel bir gündü benim için...