25 Ağustos 2009 Salı

anneliğin hamilelik şekli ya da bir tatlı huzur...

Annelik gerçekten içinizde bir şeyin attığını hissettiğinizde başlıyor aslında,çünkü O'nu düşünüp hayal etmeye başlıyorsunuz..hele ki ilk kalp atışlarını dinlemek..ben ilk doktor muayenesine bebeğim içimde 6 haftalıkken gittim.Ame her zaman olduğu gibi yine saklıydı..yani aslında 6 haftalık değil 4 haftalıkmış,görülmesi gereken bebeğin içinde yaşayacağı ''kese''henüz görülmüyormuş..Ama telaşlanmadım çünkü ilk testleri yaptığımda da göstermemişti kendisini..ileride de cinsiyetini göstermeyeceği gibi:)

Ben çevremde hamilelik yaşayanlardan hamileliğin zor bir süreç olduğunu hem duyup hem gözlemlemiştim..herhalde kendimi çok zor şeylere hazırlamış olmalıyım ki ben de çok fazla bir sorun olmadı..hatta tek gebelik belirtim yavaş yavaş karnımın şişmesiydi:)Sezon yeni bitmişti ve kışın annemin huzur dolu evi bizi bekliyordu..Biz turizmciler yazın durmaksızın çalışıp kışın kış uykusuna çekildiğimiz için bu anlamda hamilelik dönemim tam anlamıyla kuluçkaya yatmış bir tavuk edasında geçti..Fakat elbette kuluçkadan kalkıp biraz gezmeyede fırsatımız oldu..kısacası hamileliğimin ilk altı ayını İzmit'te ailemin yanında tatlı bir huzur içinde geçirdik.ilk günlerimizde
yürüyüşler yapıyorduk aşağıdaki fotoğraf maşukiyede çekildi..ben oraya hangi ruh haliyle gidersem gideyim,canlanıyor,huzur buluyorum...
Henüz göbeğim belirgin değil..sonbahar..biz yorgun ama çok huzurluyuz çünkü yaklaşık 8 ay sonra bebeğimizin abisi fındık oğlumuzu da sayarsak 4 kişilik bir aile olacağız.
Bu resimde oğluşumuzun bir bebeği andıran ilk resmi.Beni en çok güldüren hali...aşağıdaki görüntüde resmen kolları atmış arkadaş kafasının arkasına karnımda keyif çatıyor..o zamanlar biz henüz cinsiyetini bilmiyoruz.. heyecanla kime benziyor,kız mı erkek mi?nasıl acaba?sorularıyla günlerin geçmesini bekliyoruz..
Derken kurban bayramı yaklaşıyor..ailecek bir plan yapıyoruz..eşimin ailesi hatayda yaşıyor.Antakya tam bir antik şehir hala yaşayan medeniyetleri ve kültürüyle..Zaten çok görmek istediğimiz bu şehri bayram tatili sayesinde ziyarete gidiyoruz ve harika bir bayram tatili geçiriyoruz..sadece antakya başlıklı bir yazıda harika fotoğraflarla buna uzun uzun değineceğim fakat bu yazıda hamileliğimin nasıl geçtiğinedeğindiğim için 2 tanecik fotoğraf koyuyorum..ilk foto antakya müzesinde çekildi..hala göbeğim belirgin değil..ne kadar hoş bir fiziğim var:)
Aşağıdaki fotoğraf ise Antakya'da çok bolca bulunan kiliselerden şu an hangisi olduğunu hatırlayamadığım fakat en çok hoşuma gideninde(şehir merkezindeydi) canım bebeğimin sağlıkla aramıza gelmesi için dilek dilerken çekildi...


Hatay gezimiz 2008 yılının son zamanlarıydı..yakında yepyeni bir yıla girecektik ve bu yılla beraber ben asla eski ben olmayacaktım..bir dönüm noktası,yepyeni bir başlangıç..işte hamile olarak girdiğim ilk yeni yıl..2000 e girerken yaşadığım bir dönüm noktası gibi bu yılbaşıda bana çok farklı şeyler vaadediyordu..
Aslında teyzemin bize katıldığı çok sakin ve huzurlu geçen bir geceydi..Yıllarca yaşadığım çok hızlı ve telaşlı hayat bebeğimin gelişiyle çok hoş bir durulmaya girdi ve ben bundan hiç pişman değilim..Huzurlu ve sakin bir hayat dediysekte,kişisel özelliklerimizi bir yana bırakacak değiliz heralde..deliliği elden bırakırsak hayat çekilmez olur..elbette ki herzamanki gibi şımarıklıkta üstüme yoktu..ben şımarmayımda kim şımarsın..3 aylık hamileydim!!bebeğim sağlıkla içimde gelişiyordu..Neydi hayat felsefemiz??

BELKİ BİR GÜN YAŞLANICAM FAKAT ASLA BÜ-YÜ-Mİ-Y-CEM!!!

evet..aynen devam..3 aylık göbeğimi 5 aylık sanan bir tavırla şişirmişim.bana o sıralar baya büyük geliyordu..hatta her gören hamile olduğumu anlar sanıyordum..şimdi bakınca çok komik geldi..göbek miymiş bu ya?



Bebişimin yandaki resmi ise artık bayağı belirgin..uyuyor..ve işin ilginç yanı(aslında ilginç değil olması gereken,insan inanamadığı için ilginç geliyor)şu an da aynı bu şekilde uyuyor olması..dudağı bile aynı bu resimde ki gibi..bu çıktıda artık bir erkek bebek beklediğimi biliyordum ve bu fikre kendimi hazırlamaya bu resimle başladım..elbette ilk dilekler sağlıklı olsun da kız erkek farketmez oluyor fakat ne yalan söyleyeyim...çoğu bayan gibi bende kızım olacağı hayalini kuruyordum,süsleyip püsleyecektim..erkeklerin erkek kadınların kız istemesi çok doğal..fakat bebeğim olduktan sonra çok kızdım kendime nasıl böyle bir ayrım yapabildim diye..o küçücük varlık sana muhtaç.. minicik..erkek..kız..elleri var ayakları var,hemde ayak serçe parmağının nokta kadar tırnağı bile var..gerisi boş..gerisi hikaye...

İzmit'te ailemle çok güzel vakit geçiriyorduk,yılbaşında babamız yanımızda değildi çünkü o da kendi ailesinin yanında biraz vakit geçirdi. Fındık abide onunlaydı..daha sonra babamızda yanımıza gelince babamızın huyunu biliyoruz,biraz kurtludur,pek yerinde duramaz..o sebeple İstanbul'a gitmeye karar verdik..uzun zamandır görmek isteyip gidemediğim bir çok yere gittik..İnsan içinde yaşayınca nasıl olsa hep görürüm diye o şehrin tadını pek çıkaramıyor.. mesela ben daha çok yakın olduğum halde dolmabahçe sarayını gezmemiştim,fakat taaa Ağrı'ya muhteşem görkemiyle İshakpaşa sarayını görmeye gitmiştim..fakat bu sefer istanbul'u japonyadan gelmiş turistler gibi gezdik,Topkapı sarayı,dolmabahçe ve o civardaki bütün müzeler,sultanahmet,oyuncak müzesi,gösteri olarak ''TROY''a gittik.Bebek olunca sahne sanatlarıyla ilgili şeylere pek katılamayacağım için çok istemiştim.İyi ki gitmişiz..hem çok keyifli bir gösteri izledik,hem de istanbul gösteri merkezi yandı bitti kül oldu,biz göremedik demedik...babamızda bol bol maça gitti..fenerlilerin deyimiyle şükrü saraçoğlunda hacı oldu:)istanbulda kaldığımız sürece ne kadar maç varsa hepsine gitti..ben soğuk hava sebebiyle o bölümlerde bulunmadım..tüm bu gezilerimizin hepsi harikaydı..sadece hava çok soğuk geldi marmaristen sonra ve ne yazıkki bu harika şehirin trafik sorunu bizi çıldırttı..her konuda insanın tüm hevesini kaçırıyor.aşağıdaki resim, gördüm dediğim İshakpaşa sarayının minyatürk müzesinde bulunan maketi..beni çok heyecanlandırdı..kendimi o günlerde hissettim..



Tabi bunların dışında normal günlük yerleri de hep gezdik dolaştık,sevdiğimiz arkadaşlarımızla görüştük,alışveriş merkezlerini talan ettik..bebişimize birşeyler beğendik,elbette vapura da bindik ve istanbulda en keyif aldığım şeyi yapıp,martılarla simit yedim..


Arkeoloji müzesinin bahçesinde kocama kediler musallat oldu:)müze harika..eminim istanbul'da yaşayıp orayı görmeyen bir sürü kişi var ve bu büyük bir kayıp..çok büyük bir müze ve hınca hınç eserle dolu..zaman yetmiyor gezmeye,hele ki metrobüs inşaatı sırasında çıkan eserleri koyacak yer bulamamış müze görevlileri..mutlaka tavsiye ederimm..

Bana çok özel bir kaç saat yaşatan ve beni çok ama çok duygulandıran oyuncak müzesi..insan o büyülü atmosferde ve oranın kendisine has kokusunda bir an çocukluğuna dönüyor ve oradaki şeyler insana ne kadar büyüdüğünü ve ne çok şeyi unuttuğunu ama geçmişte kalan minicik bir hatırayla her şeyin tekrar hafızalarda canlanmasına neden oluyor ve bu insanı çok fena duygulandırıyor..gitmediyseniz kaçırmayın..mutlaka ama mutlaka gidin,ama çocuklarla giderken dikkat!!çünkü kendilerini kaybediyorlar ve satılmayan oyuncakları anne babalarının alması için ailelerine yalvarıp ağlıyorlar..çok fazla gördüm bu sahneyi ve çok eğlenceliydi..anne babalar o oyuncakların satılık olmadığını çocuklarına anlatmak için üstün bir çaba sarfediyorlardı..bense karnımı okşuyordum..


Şansıma Sunay Akın da oradaydı..



Hamiliğimin istanbul ayağına kadar olan bölümüydü bu..ikinci bölüm yakında..

Hiç yorum yok: