Lilypie Fourth Birthday tickers
bebekle tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bebekle tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Mayıs 2010 Cumartesi

yamanlıktan yamyamlığa...

Yamanlıktan yamyamlığa uzanan bir yolculuktayız sanki..
Benim düzeni şaşmayan,her şeyi saatli,kendi yatağında pışpışla çok düzgün saatlerde uyuyan,mızmızlığında emzikle sakinleşen oğlum nerde bilmiyorum?

Günler böyle yarım yamalak,başlanan hiç bir iş bitmeden,havada havada,bulutların üstünde,çoook mutlu ama ayaklarımı yere basamadan,hiç bir işimi sonuçlandıramadan geçip gidiyor.Ne oluyor,nasıl oluyorda gün bitip saat 12 oluyor hiç anlamıyorum.


Daha sabah kalkarken en çıldırtıcı,en çapkın bakışıyla gözümün en derinine bakıp bir çılgın kahkaha patlatıp,aaa-aaahhh,aaa-aaahh seramonisine başlıyor...

Sonrasında,ben onun gözünde mememiyim mamamıyım annemiyim kararsız kaldığından olsa gerek,üçünün birleşimi bi ortaya karışık yapıp ''memmmamanneenanee''nidalarıyla peşimde arkasına motor takılmış vaziyette koşar emekler arası bir şeyler yapıp,saniyede kucağıma tırmanıyor,''ne yapıyoruz bugün ?''diyor gözleriyle..''evde zaptetmeye çalışmayacaksın herhalde beni?''

Bu yaz harika geçeceğe benziyor çünkü Baran abimiz ve ailesiyle birlikteyiz  bu yaz.Tatilden arta kalan vakitlerde ,fırsat bulabilirlerse,çalışmaya çalışacaklar ailecek:)İlk günlerinde birlikteydik,Yamanın  ilk yamyamlık belirtileri çook önce başlamıştı ama o gün ağzında dolandırdığı siyah şeyin zeytin olduğunu düşünüp,kim verdi zeytini bu çocuğa diye söylenirken,o şeyin zeytin değilde,böcek olduğunu farkettiğimde,artık karşımdaki yaman değil,yamyamdı.
Bu son haraketle terfimiz tamamlandı..
Tam da kendisine yakışan bir de arkadaş buldu..Arkadaş demişken,Fındıkla tanıştı tekrar,hem de öyle bir saldırdı ki,bu sefer Fındık yavrum  kaçacak yer aradı.Gelin olacak bir kızımız varmış Fındığa,onun için gittik ama yüz vermedi oğlumuz..beğenmedik kızı..

Hazır çocuk Yamyamlığa bulaşmışken dedik bizim ünlü spesiyalimiz Antakya dönerinde bir tadına baksın ucundan,ama o döneriyle değil Lavaşıyla daha çok ilgilendi..İşte yamyamımın ilk antakya dürüm macerası,elbette ona özel,sossuz sadece tavuk kısmından ibaret olanından.

Dedim ya o evde zaptedilmez olunca,benimde böyle bir bahanem olunca,her günümüz sokaklarda,dışarılarda..
Çok spontane gelişen bir havuz sefamız bile oldu...havuzun orada oynuyordu,üstü başı ıslandı,bir de öyle tatlı emekliyorki havuza doğru,küçük karetta karettalar ışığa doğru hızla nasıl gidiyorlarsa aynen öyle..
nereye koyarsak koyalım,o yönünü buluyor, bir sevinç hızla havuza doğru emekliyor,onun o ''emek''lemesine,emeğine  kıyamadım,attık gitti..
Suyla oynarken,
kendini kaybedişini seyrederken, ben kendimi kaybediyorum,tekrar çocuk oluyorum.

Bugün ise harika bir gündü..Yamyamımın bükannesi,dayıdedesi burada askeri kamptaydılar,gidememiştik bir türlü..Bir niyet gittik ama her nizamiye kapısında, sorgu sual,hah tam oldu gireceğiz derken yine bir sıkıntı derken,en sonunda babamızın uzun saçı ve sakalı sebebiyle içeri alınmaması bizim tüm günü orada geçirmemize neden oldu,acaba iyi mi oldu?


Her gidişimde kıskanıyorum şu askeriyeleri..yine öyle oldum,herşey düşünülmüş,çocuklar için bir  harika,çimenlerde emeklemek mi dersin,trambolinde zıplamak mı dersin,bowling mi dersin,her tür spor aktivitesi,barlar,diskolar...var da var...ee tabii bi sıkıcılıkta var ama olsun...büyüyünce komutan ol kocacım dedim,Hayır olmaz,ben oradan kaçtım delimisin sen dedi.Bize de bir günlük keyfini sürmek kaldı..



Bu şeyin ev tipi olmalı..düştü derdi yok,kafasını gözünü yardı derdi yok,istediği gibi tutunup ayağa kalkıyor,düşse bile zıplıyor..yok yok ben yapıp piyasaya sürücem..ev tipi trambolin oyun parkı.harika.

4 Nisan 2010 Pazar

İstanbul'da aşk...

                                
İstanbul'da aşk başkaymış..
Hele bu aşk günden güne artınca tadına doyulmazmış.. Şehrin kokusuna aşk karışmış,Yaman annesine,annesi ona bu şehirde daha çok bağlanmış..Mis gibi bebek kokusuyla anne kokusu keşke hep saklansaymış..


















Dedim ya pipimiz  gitti gideli sanki biz yollarda onu arar olduk gibiyiz..O gitti gideli dur durak bilmeden geziyoruz habire..Beklenmedik Marmaris ziyaretimizden sonrasında ben hastalanınca,bir kaç günü zorunlu yatakta geçirince evin duvarları tam üstüme üstüme gelmeye başlamıştıki,futbolcu Reşit Dayımızın son maçının da İstanbul'da  oynanacağını öğrenince,onu izlemek için oraya gitmek gerekince,hadi dedik,bu bahanemiz olsun,işle ilgili yapmam gereken şeylerde vardı,hepsini bir hallederiz,araya bir de sevdiklerimizi sığdırırız,Yaman'da İstanbul'u görmedi demeyiz dedik ve ani bir kararla kendimizi otobüste bulduk.Görüşemediğimiz sevdiklerimize ise açıklamalarımızda yok değil elbet.3 gün diye başlayan ziyaretimiz 1 haftayı bulunca,geçen haftamızı orada geçirmiş olduk,İlk gittiğimiz gün Baranlarda kaldık,biz tam ağız yarası belasından kurtulduğumuzu düşünürken, o gece yine ateşlendi,hem de misafirlikte..İlk 2 günümüz böyle yarı hasta,keyifli keyifsiz arası geçince ne yaptığımızı bilemez olduk.Mutlu olsun diye,beyimizi salata tabağında servis etmeye kalktık ama banamısın demedi..

Tavşan olursa belki tavşan gibi seker normale döner dedik,yine olmadı...hala hüznümüz vardı..
Üzgündü kuzum,ikimizde yorgun düşmüştük artık,annenin dudaklarındaki uçuklardan anlaşılacağı gibi hastalığın etkileri hala üzerimizdeydi ikimizinde,ben hayatımda hiç bu kadar düşünceli bi tavşan görmedim..

Erkek değil mi işte,araba görünce işler değişti
Ağrılar sızılar bir anda geçti. 
Baran abisinin arabasında kendisini Koca adam sandı

Teyzesi de ilaçlarımızı hemen bize getirdi,tekrar kullanmaya başladık ağzını açmaktan nefret ettiği ilacı,bir günlük daha sıkıntıdan sonra yavaş yavaş düzelmeye başladı ama biz artık çevremize verdiğimiz rahatsızlıktan ötürü  ve de diğer hayranlarımızlada vakit geçirmek için Teyzemle Semanın Modadaki evine geçtik.

Bu süreç içerisinde Yaman bana aşırı derecede düşkünleşti,hem hastalığın verdiği sıkıntı,hem ayı gereği yaşadığı ayrılık kaygısından ötürü hep beni arar,beni ister oldu,işlerim yüzünden dışarıda geçirdiğim zamanlarda annemi çok yormuş.

Böyle anlarda çalışmak zorunda olmadığıma,onunla olabildiğime şükrettim hep..Çünkü bir kaç saat uzak kaldığımda bile beni arayıp mutsuz olduğunu bilmek,eve girdiğim anda yüzündeki o kocaman kahkahayla karışık gülümsemesini,gözlerindeki ışıltıyla bana sevinçle emeklemesini,saniyede üzerime tırmanmasını hep özlemek,ensesine kafamı gömüp onu son nefesime kadar kokladığım anda  içime dolan şey  huzur mudur, aşk mıdır ,annelik midir her ne ise muhteşem bir şeydir..
bu şey aşk değil de nedir..

Modadaki eve bayıldı..Keyfide yerine geldi.
Her yeri halı kaplı,az eşyalı bir ev,
upuzun tam emeklemelik bir koridor.
Etrafta karıştırmalık,yepyeni eşyalar,Daha ne olsun?(emlakçı ilanı gibi oldu)Biz de pek karışmadık,gönlünce saklandı,oynadı,devrildi,iki elini bırakarak ayakta durmayı denedi,5 saniye kadar başardı.





İkea'nın doğal görünümlü hasır toplarının kahverengi olanıyla girdiği samimi ilişkiyi farkettiğimizde bu haldeydi..

Evde gayet mutluydu,ama havayı güzel görünce ilk gün moda sahiline,ertesi günde Ortaköy'e gittik,bükannesi ve anneannesiyle.Oraya giderken o kadar çok insanı bir arada görmediğinden olsa gerek,vapura binerken mesela önündeki kızları ellemeler,herkese cilveler..Tamam yapsında, İstanbullu insancıklar,zamanları dar,hep bir yerlere yatişiyorlar..ne yapsınlar her daim sıra,telaş,acele,sinir stres..arkadan birisi dürtünce doğal olarak bir hışım sinirle ne oluyor diye dönen kız,kahkaha atan bir bebek suretiyle karşılaşınca neye uğradığını şaşırdı tabii..Neyse onu elle,buna sark,vapurda yine herkesle samimiyiz,derken bu sefer orada, garson tam çay verirken eline yapışıp,en şirin halleriyle ''beni sev''havaları..dönerken muavine aynı kurlar..20-25 yaş arası genç delikanlılar zaten favorimiz,nerede görsek,iş güç bırakılıp(meme dahil)hemen kur yapmaya başlıyor.Yanlışlıkla o kişi  ilgilenmemiş olsun vay halimize,resmen trip atıyor,bana tavır alıyor bu sefer,sanki sevmeyen benmişim gibi..sosyal olsun benim oğlum diyordum da ne yalan söyleyeyim bu kadarını da beklemiyordum..


Ortaköy'de aşk tazeledik anne oğul ve bizim güvercinler...




Ev gezmesine bile davet edildi yaman bey.Aynı muhitte oturan sanatçı kuzen Hazel heyecanla yeni evinde konuk etmek istedi küçümeni ve bizleri..EE...sanatçı kuzenimizin evinde herşey yerlerde,sepetlerin içinde,tam da onun ulaşabileceği şekilde olunca,o sepetlerin içinde rengarenk yünler,fırçalar,boyalar olunca,bir de üstüne evde bir kedi olunca deliye döndü minik.












 Gecenin sonunda herkese öpücükle ısırık karışımı ortaya karışık bi şeyler yaptı..Bundan en çok semacık nasibini aldı..Hazelle ise daha romantik dakikalar yaşadı..
 Böylece rüya gibi bir gece geçirmiş oldu..
Fırçaların tadına baktı,kızların yanaklarını öptü,kedi elledi,yünleri keşfetti..


              Artık uyku vakti gelmişti,yavaş yavaş eve gitmeliydi..İstanbul gezimizde böylece sona erdi..O geceyide orada geçirdik,sabah teyzemi de alıp evimize geldik..


27 Mart 2010 Cumartesi

Öyle bir geçer zaman ki

Nasıl bir hızdır bu böyle yetişmek imkansız..
Pipimiz gitti gideli oturmadık ki ailecek tabiri caizse kıçımızın üstüne..yazacaklarda birikti elbet dağ gibi..
Mesela ben daha Yaman elleriyle tutunup doğruluyor yazısı yazacaktım,adam neredeyse yürüyecek artık.
Nerden başlasam,nasıl anlatsamm...

mmmm...en lezzetlisinden yani spadan başlayalım o zaman.
Babamız dönmeden onunda görmesini istediğim için hem de hep biz insanları rahatlatıyoruz,
bu sefer de spacılar bir  spa keyfi  yapsın istedim,bakalım nasıl oluyormuş bir tatmak istedim,Yaman efendi ananesiyle vakit geçirirken biz spa'da keyfe gittik.(zalim anne,acımasız anne).

Sağım,solum,önüm,arkam Keyif..
Her yer keyif için,dinlenmek için..dinlenip tazelenmek için..
Her şey sanki yorgun anneler için..
NUA spa,'zamanın durduğu yer''diyerek karşılıyor konuklarını fakat zaman duramadı bizim için,aklımız miniğimizde kaldı bir de üstüne babamız ''ben keyife keyif demem oğlum yanımda olmayınca''deyince tam manasıyla tası tarağı topladık dönüşe geçtik.Dönüşte tam benlik, içinde bir sürü antika eşya bulunan,bahçesinde ise ıncık cıncık herşey olan şirin bir ızgaracıda süper bir köfte yedik,orada kamerama takılanlar işte bunlardı.

Ertesi gün babamız gitme hazırlığına başladı.
Saatler geçmesin isterken,gelme saati o kadar çok yaklaştı ama biz bi türlü babamıza doyamadık,tek başına dönmesini içim almadı bu sefer..
O da dünden razıymış meğer,gelelim mi seninle dememle gelsenize demesi bir olunca,hiç beklenmedik bir marmaris ziyaretimiz oldu.Ben nasıl olsa babamızla gideceğiz,hem tam da uyku vaktine denk geliyor diye hiç planı bozmadım,uçak aklımın ucundan bile geçmedi,otobüste kocişkomun yanında paşa paşa giderim sandım safça :)) bir bebekle 12 saatlik yolculuk??
Yaman neredeyse tüm yol boyunca uyumasına rağmen,yanımızdaki koltuğu boşaltmamıza rağmen,ben gözümü bile kırpamadım..ya uyursam,koltuktan düşerse,araba fren yaparsa,aman o aman şu,ayy bu annelik ne zormuş ya...Yan koltukta horul horul uyuyan kocayı gördükçe de içten içe nasıl kin yaptım anlatamam ki ben normal yolculuklarda bile  uyuyamazsam,kafasını arkaya dayayıp,yatakta gibi mışıl mışıl uyuyanlara nasıl gıcık olurum bi allah bi ben bilirim.
Zaten Yaman da uyudu dediysem,otobüsün her durduğu yerde,ışıklar açılınca sanki kendisi inecek gibi kalkıp etrafa bakınmalar yetmezmiş gibi,4de gözlerini fıldırfeş açıp host abiye kur yapmaya başladı bir anda.2 saat kadar uyanık kaldıktan sonra uyudu,işte o ara bende uyudum 30 dak.sonra gelmişiz zaten,neyse sağ salim gelmiştik ya sonunda..
Evde misafirimiz vardı,sabahın köründe ,ilk iş mışıl mışıl uyuyan misafirimiz gülşen teyzesinin koynuna atıldı beyim,Gülşen için ufak bir şok oldu bu. Sonra biraz dinlenip iş yerimize gittik,önce Oya teyzesine sürpriz yaptık,kafasını işe gömmüş oya teyze,bir anda karşısında Yamanı görünce deliye döndü ve az bir zaman sonra Birlikte uyku terapisi yaptılar yine her zaman ki gibi..

Sırada ciciannemiz vardı.Kapıyı çalıp paşayı paspasa bıraktım,ben saklandım.
Kapıyı açınca,paspasta bir bebek gören Yaman'ın ciciannesi Nadire ablacım neye uğradığını şaşırdı tabii.
Biblo dükkanından farksız olan bu eve Yaman bayıldı,nereye bakacağını şaşırdı,neye dokunacağını bilemedi,ben eminim ki ''iyi ki şu ayağa kalkma işini öğrendim''dedi kendince.''Demek ki en çok karıştırmaya yarıyormuş...''


Sonra Fındık abisiyle tekrar tanıştı..Dejavu olmuyor mudur ona?
Ne ilginç,aslında tüm bu anlattıklarım zaten onun hayatında olan şeylerdi fakat miniğimin bunlardan hiç haberi yoktu,şimdi ise hepsiyle tam manasıyla tanışıyor,herşeye tepki veriyor,tepkileriyle tanıştığına memnun oluyor,ya da olmuyor,aslında  herşeyi çok beğeniyor..özellikle de o şey yeniyse..
Fındık abisi ve sokağımızın köpeği bethoven.
Fındığı ilk gördüğünde tüylerini avuçladı ve sıkı sıkı çekti ama akıllı abisi gıkını bile çıkarmadı..
Çocukları ve hayvanları aynı kareye almak bir mucize ve ben bu sefer o mucizeyi gerçekleştiremedim.

Günün sonunda uykusuzluktan ölmek üzereydim,gündüz uykuları 30 dakikadan uzun olmadığı için gündüzde uyuyamadım,akşamda yeni sünnet olduğundan mıdır,yerini yadırgadığı içinmidir nedir bilmem,ne kendisi uyudu ne de bizi uyuttu.Bir günde benim pilim bitti,uykusuzluk gerçekten bir annelik sınavı..
Yaman kime benziyor diye düşünüp duruyorduk ya,kime benzediğini bulduk,Cemal abimize benziyor ayol bu çocuk.
Akşam çok tatlı bir ziyaretçimiz vardı,Yaman babasının kopyası Bedirhan abisini çok sevdi.


Sabah kalktığımda bebeğini tek başına büyütmek zorunda kalan tüm anneler ve kendim için sabır duasına çıkasım geldi.
Güzel olan şey havanın harika oluşuydu,bahar erken geldi içime..bebeğim sevdiklerimizleydi,evimizdeydik ama uykusuz geçen ikinci gün ve bitmek bilmeyen mızmızlık hali bana dönüş kararı aldırdı.Dopdolu geçen iki gün bir gece bize yetti ve bulduğumuz ilk uçakla kaçar gibi döndük annemin şefkatli kollarına:))
Uçakta da devam eden mızmızlığın sebebini ertesi gün dedesi keşfetti.
Meğer ağzı bütün yara içindeymiş kuzumun.Ben sünnetten diye düşündüğüm için bilemedim ve döndüğümüze çok sevindim çünkü çok zor bir gün daha geçirdik pazar günü.Hiç durmadan mızıldadı.Hemen doktorumuzu aradık,kullanmamız gereken ilacın adını alıp,dedeyle nöbetçi eczane arayışına çıktık.Bulduk,yavaş yavaş geçti yaralar ama çok ızdıraplıydı hem onun için hem bizim için.En ızdıraplı olansa günde 4 kez olan  uygulama,önce karbonatlı suyla ağız temizlenecek,ardından ''mikostatin''adlı ilaç yaralı yerlere gelecek şekilde verilecek,eğer ağzını açarsa..ilk uygulamadan sonra,herşeye ağzını açan çocuk,kokusunu mu anlıyor ne oluyorsa nasıl kapatıyor o ağzını açabilene aşkolsun.sadece bunlar olsa iyi,demiri var,d vitamini var,her ilaç verme anı bana tasa olmaya başlamıştı ki yaraları hafifledi.
Tam o düzeldi,ben hastalandım.Bir anda boğaz ağrısı,kırk derece ateş,
Yorgunluk bir yandan
hastalık bir yandan,
al bakalım sen misin bebeğini evde bırakıp
spa keyfi yapan...




Posted by Picasa

4 Ekim 2009 Pazar

3.ayımızın son günlerinde Alaçatı..


En son tatsız yazımızı yazdıktan sonra ani bir kararla Çeşme'ye,bizi görmek için sabırsızlanan Baran abimiz ,anne ve babası ile tanışmaya gittik.Sena ablam ve mehmet abim bu sene iş dolayısıyla bu yazı Alaçatı'da  geçirdiler.Yaman bey doğduğundan beri marmariste yaşıyor olmamız nedeniyle her günümüz tatil gibi geçse de,yine de biraz uzaklaşmak iyi gelir dedik.Bizde ramazan bayramından 3 gün önce Alaçatıya gittik,3-4 gün kalacaktık fakat yaman bey orayı çok sevdiği için ve günler orada harika geçtiği için tatilimizi  uzattık..bayramı bitirdik hatta onları da beraberimizde marmaris'e getirdik..

Yaman'ın bakımında bana yardımcı olan canım annem bayramda İzmit'e gitmemizi çok istiyordu fakat 12 saat süren yol gözümüzü korkutunca,ben de onun mutlu olacağı alternatif bir çözüm bulup,ilk aşkı olan Baran'ı ziyarete gidebileceğimizi söyledim.Elbette çok sevindi..Bu kararımı elbette uygulamaya geçirmem de Savaş'ın ''ben sizi bırakırım arabayla'' lafı oldu,yoksa otobüs yolculuğunu göze almak zor olurdu..(canım benim bu lafı ederken yolun 5 saat süreceğinden habersizmiş:)Uzun lafın kısası; teyzemiz aysu,ananemiz ve biz Yaman'ın ilk tatili için yola çıktık..Ramil amcamız arabayı kullandı,akşamüstü saatleri Yaman'ın en zor saatleri olduğu için biraz sıkıntılı bir yolculuk yaptık ve gece 10 da oraya vardık.Babamız bizle bir çay içti yarım saat kadar oturdu ve hemen dönüş yoluna çıktılar.(işimiz dolayısıyla sabah yine marmaris'te olmaları gerekiyordu)

 Arabaya sığmak için hemde araba koltuğuna oturmayı daha şimdiden reddeden bu bıdığı araba koltuğu yerine kah teyzesinin kah benim kollarımda taşıdık..ilk uzun yolculuk resmimiz bu oldu böylece.Aşağıdaki fotoğrafın anlamı ise  Alaçatı'nın köy olduğu dönemdeki kahvenin adını yeni kafe sahibi değiştirmemiş çünkü düşmandan kurtuluşunun yıldönümü..tesadüf olan ise bizim oraya tam o gün gitmiş olmamız..


O akşam şöyle bir tur attık ana caddesini ve o benim oraya bağlanmama yetti.O kadar hoş bir yer ki,sokaklarda yürürken içiniz huzur doluyor..arnavut kaldırımı sokaklara,mis gibi lavanta kokularına karışan damla sakızlı kahve kokuları eşlik ediyor.Yapılar,kapılar,taş evler..o harika büyüyü bozmadan dizayn edilmiş hoş restaurantlar ve kafeler ise herşeyi şıklaştırıyor.. Biz gittiğimizde sezon sonu olduğu için her yer sakindi ve çok daha hoştu.Bayramda kalabalık olunca sezonda bu halinden bile kalabalık oluyor dediklerinde oraya sezonda gitmenin pek bir anlamı olmadığını anladım.




Eve vardığımızda çok şaşırdık,çok eski bir köy evi kiralamıştı ablamlar.Bize kaybettiğimiz anneanne ve dedemizin kandıradaki evlerini ve çocukken o evde yaşadığımız günleri anımsatan bu evi biz çok sevdik..Zaten orada restore edilen evler dışında pek yeni ev yok,olsa bile onlarda eski stil.Yatağımı camın yanına yaptık.Yaman için ayrı bir yatağa gerek kalmadı çünkü pencerenin iç kısmı tam bir bebek beşiği genişliğinde oyuktu.(şu an adını bir türlü hatırlayamadığım,eski evlerde bulunan pencere önündeki boşluk)İlk gece altına bir şeyler yaydık ve orada yatırdık.Bebişimle ilk kez bu kadar yakın yattık  çünkü evimizde O,beşiğinin bulunduğu odada annemle yatıyor,ben, O uyandıkça kalkıp onun yanına gidiyordum..O gece pek iyi uyuduğum söylenemez çünkü  kedi gibi mır mırlayan bi bebişim var,onun seslerini duymak ve o inlemeleri dinlemek harika..ama onu seyretmekten uyuyamadım bir türlü.Pencere çift camlı olmasına rağmen Alaçatının meşhur rüzgarı oradan sızmayı başardı ve emmek için uyandığında munukunun yani burnunun üşümüş olduğunu anlayıp,bu tatlı fantaziyi o gecelik yaşadık,diğer geceleri yanıma çektiğimiz tekli koltukta geçirdi miniğim..Onunla tanışmaya can atanlar ise sabahı beklemek zorundaydı çünkü vardığımızda yaman zaten onbirinci rüyasındaydı..




Her sabah 06:15 gibi uyanan Yaman orada 5 de uyandı emdi ve tekrar uyuyup saat 08.00 de kalkınca ben sanki deliksiz uyuduğum günler gibi dinç kalktım,ev ahalisini uyandırmamak için aldım oğlumu,attım kendimi sokaklara.Sabah yürüyüşüne çıktık.Kahvaltı için bir şeyler alıp hemde biraz gezeriz dedik:)yukarıdaki fotoğraflar o gezinti esnasında çekildi.Burası bebekler için özellikle arabasında yatmayı reddeden bebekler için tam bir cennet çünkü bu tıngır mıngır arnavut kaldırımları onunda arabada ağlamamasını sağladı ve tüm günlerimiz o sabah olduğu gibi çok huzurlu geçti.


Eve geldiğimizde ise bu sofrayı hazırladık..köy manzarası eşliğinde çok doğal bir kahvaltıydı ve harikaydı..Kahvaltıdan sonra sena teyzemiz ve baran abiyle ilk tanışma anımız fotoğraflandı.




'' best of baran'' 

İlk günümüz böyle güzel başladı ve başladığı gibi devam etti..Tatilimize damgasını vuran unutulmaması gereken Baran'ın iki sözü var.''anne,Yaman ağzına gelsin''anlamına gelince;normalde İstanbul'da yaşayan,3 yaşında olmasına rağmen tam bir teknoloji delisi olan ,her çocuk gibi elinin altında televizyonu,bilgisayarı olan çocuk bir anda 4 ayı bir köy evinde geçirmek zorunda kalırsa ne olur?evde onun ilgi duyduğu hiç bir şey yok..Sena ablamda sol elini hayali bir kukla yapıyor..O el bazen Yaman oluyor,söz dinlemediği durumlarda babası oluyor..yemek yedirirken falan onu hep öyle oyalayan ablama yine yemek yediği bir sıra''Yaman ağzına gelsin''dedi.Bu lafa çok güldük..biz bir şey anlamadık tabii fakat Sena ablam başladı sesini incelterek Yamanca konuşmaya..herşey birden kolaylaştı..Hatta bu yöntemi Baran'ın ağzından laf almak için bile kullandık çoğu zaman.İkinci bomba ise hergün kahvaltıdan sonra içtiğimiz damlasakızlı türk kahvesiyle ilgili..bebekliğinde tam bir meme delisi olan Baran bey Yaman'ı emerken görünce eski günlerini hatırlayıp biraz annesine sulanmadı değil,baktı ki herkes ona büyüdün sen artık olmaz muamelesi yapıyor,o da işi şakaya vurup''bardak sütü istemeemm,damlasakızlı meme sütü isterim''diyerek hepimizi kahkahaya boğdu ve çocukların bu muhteşem beyinlerine hayran bıraktı bizi..her günümüz her dakikamız bir olaydı ama bu iki konu ''best of baran'' .


Denize gittiğimiz günlerde pek keyif alamadık çünkü o rüzgar insanı sersem ediyor ve bebeği denize sokmak içinse riskli.Biz oğluşumla yüzdüğümüz için onsuz yüzmekte bana pek cazip gelmedi,kıyıda oturmak daha zevkliydi..

 Denizden pek keyif alamadığımızı gören ablam bizi Club baba adında bir yere götürdü.O gün yaşadığımız keyfi anlatmaya kelimeler yetmez..Tam bir huzur..çimlerde yayıldık..oranın harika havasında gündüzleri hiç uyumayan Yaman uyudu..anne dinlendi..çimlerde minderlerin üstünde yattık kalktık,bol bol fotoğraf çektirdik..sadece keyfimiz değil  kahyası  bile dinlendi..


Koca bir yaz benim oğluşumla ilgilenmem için canını dişine takıp,okulu biter bitmez hiç dinlenmeden,gelip yanımızda çalışan ,işyerimizde benim yapmam gereken herşeyi yapmaya çalışan canım kardeşim için bu gün unutulmazdı..bir kez daha tüm emekleri için teşekkür ediyorum ona..


                  Hiç uyumayan oğluşum açık havada güzelce uyuyunca annede biraz havuz sefası yaptı

O gün oradan gitmek gelmedi hiç birimizin içinden ama elbette gün bitmişti..gündüz harika olan bu mekan gece ise düğn ve organizasyonlara ev sahipliği yapıyor..orayı görünce insanın bir kez daha evlenesi geliyor.Alçatıda bir de eskiden birlikte çalıştığımız arkadaşlarımız oturuyorlar,hazır gitmişken onları da ziyaret edelim dedik.7 aylık kızları Aslı Lara ablamız bizi tanımak için hemen dokundu..biz de bakışlarımız ve gülücüklerimizle karşılık verdik ona..sanki bize en yakın yaştaki canlının o olduğunu anladık..daha bir başka baktık onun yüzüne,aynı Baran abimize baktığımız gibi..

Diğer fotoğraflar için hiç bir açıklamaya gerek yok..Umarım bir daha gitme fırsatımız olur bu şirin yere..benim için huzurla eşdeğer bir yer..geçen sene henüz oğluşum aramıza katılmadan önce ziyaret ettiğimizda Rodos adası da aynı hissi yaşatmıştı bana ,nitekim burada da Yunan kalıntıları olduğu için bu otantik hava zaten..Ama burası daha küçük olduğu için daha sıcak..umarım sen büyüdüğündede aynı atmosferini korur ve bu anılarımızı orada tekrar yad ederiz benim birtaneciğim.









 










Anne bu fotoğrafları çekerken  sen arabandan işte böyle böcük böcük kedi yavrusu gibi bakıyordun seni minik oğlan..