4 Ekim 2009 Pazar

3.ayımızın son günlerinde Alaçatı..


En son tatsız yazımızı yazdıktan sonra ani bir kararla Çeşme'ye,bizi görmek için sabırsızlanan Baran abimiz ,anne ve babası ile tanışmaya gittik.Sena ablam ve mehmet abim bu sene iş dolayısıyla bu yazı Alaçatı'da  geçirdiler.Yaman bey doğduğundan beri marmariste yaşıyor olmamız nedeniyle her günümüz tatil gibi geçse de,yine de biraz uzaklaşmak iyi gelir dedik.Bizde ramazan bayramından 3 gün önce Alaçatıya gittik,3-4 gün kalacaktık fakat yaman bey orayı çok sevdiği için ve günler orada harika geçtiği için tatilimizi  uzattık..bayramı bitirdik hatta onları da beraberimizde marmaris'e getirdik..

Yaman'ın bakımında bana yardımcı olan canım annem bayramda İzmit'e gitmemizi çok istiyordu fakat 12 saat süren yol gözümüzü korkutunca,ben de onun mutlu olacağı alternatif bir çözüm bulup,ilk aşkı olan Baran'ı ziyarete gidebileceğimizi söyledim.Elbette çok sevindi..Bu kararımı elbette uygulamaya geçirmem de Savaş'ın ''ben sizi bırakırım arabayla'' lafı oldu,yoksa otobüs yolculuğunu göze almak zor olurdu..(canım benim bu lafı ederken yolun 5 saat süreceğinden habersizmiş:)Uzun lafın kısası; teyzemiz aysu,ananemiz ve biz Yaman'ın ilk tatili için yola çıktık..Ramil amcamız arabayı kullandı,akşamüstü saatleri Yaman'ın en zor saatleri olduğu için biraz sıkıntılı bir yolculuk yaptık ve gece 10 da oraya vardık.Babamız bizle bir çay içti yarım saat kadar oturdu ve hemen dönüş yoluna çıktılar.(işimiz dolayısıyla sabah yine marmaris'te olmaları gerekiyordu)

 Arabaya sığmak için hemde araba koltuğuna oturmayı daha şimdiden reddeden bu bıdığı araba koltuğu yerine kah teyzesinin kah benim kollarımda taşıdık..ilk uzun yolculuk resmimiz bu oldu böylece.Aşağıdaki fotoğrafın anlamı ise  Alaçatı'nın köy olduğu dönemdeki kahvenin adını yeni kafe sahibi değiştirmemiş çünkü düşmandan kurtuluşunun yıldönümü..tesadüf olan ise bizim oraya tam o gün gitmiş olmamız..


O akşam şöyle bir tur attık ana caddesini ve o benim oraya bağlanmama yetti.O kadar hoş bir yer ki,sokaklarda yürürken içiniz huzur doluyor..arnavut kaldırımı sokaklara,mis gibi lavanta kokularına karışan damla sakızlı kahve kokuları eşlik ediyor.Yapılar,kapılar,taş evler..o harika büyüyü bozmadan dizayn edilmiş hoş restaurantlar ve kafeler ise herşeyi şıklaştırıyor.. Biz gittiğimizde sezon sonu olduğu için her yer sakindi ve çok daha hoştu.Bayramda kalabalık olunca sezonda bu halinden bile kalabalık oluyor dediklerinde oraya sezonda gitmenin pek bir anlamı olmadığını anladım.




Eve vardığımızda çok şaşırdık,çok eski bir köy evi kiralamıştı ablamlar.Bize kaybettiğimiz anneanne ve dedemizin kandıradaki evlerini ve çocukken o evde yaşadığımız günleri anımsatan bu evi biz çok sevdik..Zaten orada restore edilen evler dışında pek yeni ev yok,olsa bile onlarda eski stil.Yatağımı camın yanına yaptık.Yaman için ayrı bir yatağa gerek kalmadı çünkü pencerenin iç kısmı tam bir bebek beşiği genişliğinde oyuktu.(şu an adını bir türlü hatırlayamadığım,eski evlerde bulunan pencere önündeki boşluk)İlk gece altına bir şeyler yaydık ve orada yatırdık.Bebişimle ilk kez bu kadar yakın yattık  çünkü evimizde O,beşiğinin bulunduğu odada annemle yatıyor,ben, O uyandıkça kalkıp onun yanına gidiyordum..O gece pek iyi uyuduğum söylenemez çünkü  kedi gibi mır mırlayan bi bebişim var,onun seslerini duymak ve o inlemeleri dinlemek harika..ama onu seyretmekten uyuyamadım bir türlü.Pencere çift camlı olmasına rağmen Alaçatının meşhur rüzgarı oradan sızmayı başardı ve emmek için uyandığında munukunun yani burnunun üşümüş olduğunu anlayıp,bu tatlı fantaziyi o gecelik yaşadık,diğer geceleri yanıma çektiğimiz tekli koltukta geçirdi miniğim..Onunla tanışmaya can atanlar ise sabahı beklemek zorundaydı çünkü vardığımızda yaman zaten onbirinci rüyasındaydı..




Her sabah 06:15 gibi uyanan Yaman orada 5 de uyandı emdi ve tekrar uyuyup saat 08.00 de kalkınca ben sanki deliksiz uyuduğum günler gibi dinç kalktım,ev ahalisini uyandırmamak için aldım oğlumu,attım kendimi sokaklara.Sabah yürüyüşüne çıktık.Kahvaltı için bir şeyler alıp hemde biraz gezeriz dedik:)yukarıdaki fotoğraflar o gezinti esnasında çekildi.Burası bebekler için özellikle arabasında yatmayı reddeden bebekler için tam bir cennet çünkü bu tıngır mıngır arnavut kaldırımları onunda arabada ağlamamasını sağladı ve tüm günlerimiz o sabah olduğu gibi çok huzurlu geçti.


Eve geldiğimizde ise bu sofrayı hazırladık..köy manzarası eşliğinde çok doğal bir kahvaltıydı ve harikaydı..Kahvaltıdan sonra sena teyzemiz ve baran abiyle ilk tanışma anımız fotoğraflandı.




'' best of baran'' 

İlk günümüz böyle güzel başladı ve başladığı gibi devam etti..Tatilimize damgasını vuran unutulmaması gereken Baran'ın iki sözü var.''anne,Yaman ağzına gelsin''anlamına gelince;normalde İstanbul'da yaşayan,3 yaşında olmasına rağmen tam bir teknoloji delisi olan ,her çocuk gibi elinin altında televizyonu,bilgisayarı olan çocuk bir anda 4 ayı bir köy evinde geçirmek zorunda kalırsa ne olur?evde onun ilgi duyduğu hiç bir şey yok..Sena ablamda sol elini hayali bir kukla yapıyor..O el bazen Yaman oluyor,söz dinlemediği durumlarda babası oluyor..yemek yedirirken falan onu hep öyle oyalayan ablama yine yemek yediği bir sıra''Yaman ağzına gelsin''dedi.Bu lafa çok güldük..biz bir şey anlamadık tabii fakat Sena ablam başladı sesini incelterek Yamanca konuşmaya..herşey birden kolaylaştı..Hatta bu yöntemi Baran'ın ağzından laf almak için bile kullandık çoğu zaman.İkinci bomba ise hergün kahvaltıdan sonra içtiğimiz damlasakızlı türk kahvesiyle ilgili..bebekliğinde tam bir meme delisi olan Baran bey Yaman'ı emerken görünce eski günlerini hatırlayıp biraz annesine sulanmadı değil,baktı ki herkes ona büyüdün sen artık olmaz muamelesi yapıyor,o da işi şakaya vurup''bardak sütü istemeemm,damlasakızlı meme sütü isterim''diyerek hepimizi kahkahaya boğdu ve çocukların bu muhteşem beyinlerine hayran bıraktı bizi..her günümüz her dakikamız bir olaydı ama bu iki konu ''best of baran'' .


Denize gittiğimiz günlerde pek keyif alamadık çünkü o rüzgar insanı sersem ediyor ve bebeği denize sokmak içinse riskli.Biz oğluşumla yüzdüğümüz için onsuz yüzmekte bana pek cazip gelmedi,kıyıda oturmak daha zevkliydi..

 Denizden pek keyif alamadığımızı gören ablam bizi Club baba adında bir yere götürdü.O gün yaşadığımız keyfi anlatmaya kelimeler yetmez..Tam bir huzur..çimlerde yayıldık..oranın harika havasında gündüzleri hiç uyumayan Yaman uyudu..anne dinlendi..çimlerde minderlerin üstünde yattık kalktık,bol bol fotoğraf çektirdik..sadece keyfimiz değil  kahyası  bile dinlendi..


Koca bir yaz benim oğluşumla ilgilenmem için canını dişine takıp,okulu biter bitmez hiç dinlenmeden,gelip yanımızda çalışan ,işyerimizde benim yapmam gereken herşeyi yapmaya çalışan canım kardeşim için bu gün unutulmazdı..bir kez daha tüm emekleri için teşekkür ediyorum ona..


                  Hiç uyumayan oğluşum açık havada güzelce uyuyunca annede biraz havuz sefası yaptı

O gün oradan gitmek gelmedi hiç birimizin içinden ama elbette gün bitmişti..gündüz harika olan bu mekan gece ise düğn ve organizasyonlara ev sahipliği yapıyor..orayı görünce insanın bir kez daha evlenesi geliyor.Alçatıda bir de eskiden birlikte çalıştığımız arkadaşlarımız oturuyorlar,hazır gitmişken onları da ziyaret edelim dedik.7 aylık kızları Aslı Lara ablamız bizi tanımak için hemen dokundu..biz de bakışlarımız ve gülücüklerimizle karşılık verdik ona..sanki bize en yakın yaştaki canlının o olduğunu anladık..daha bir başka baktık onun yüzüne,aynı Baran abimize baktığımız gibi..

Diğer fotoğraflar için hiç bir açıklamaya gerek yok..Umarım bir daha gitme fırsatımız olur bu şirin yere..benim için huzurla eşdeğer bir yer..geçen sene henüz oğluşum aramıza katılmadan önce ziyaret ettiğimizda Rodos adası da aynı hissi yaşatmıştı bana ,nitekim burada da Yunan kalıntıları olduğu için bu otantik hava zaten..Ama burası daha küçük olduğu için daha sıcak..umarım sen büyüdüğündede aynı atmosferini korur ve bu anılarımızı orada tekrar yad ederiz benim birtaneciğim.









 










Anne bu fotoğrafları çekerken  sen arabandan işte böyle böcük böcük kedi yavrusu gibi bakıyordun seni minik oğlan..


Hiç yorum yok: