13 Eylül 2009 Pazar

ülkemizle tanış oğlum

canım oğlum,
Burası bizim sevgili ülkemiz,hoşgeldin.Tanış onunla;  ülkemiz bir cennettir ama alışmalısın burada yaşananlara...
Selde kaybolan çocuklara, düşünce fakiri sorumsuz insanlara...
Başka yerlerde bir felaket olur,dünya durur,
Bizim ülkemizde insanlar ölür..
Bir yağmur yağar,aileler dağılır,suç hep DOĞA ya atılır..
Deprem olur,yangın çıkar,sel olur..bir çocuk kaybolur...adı bugün DİLA olur,
Umarım bu acılar yarınlarda son bulur...
Bu hafta İstanbul gibi bir şehirde yaşanan akıl almaz ölümler içimizi çok acıttı..dün akşam annesinin kollarından kayıp sel sularına karışan 1,5 yaşındaki Dila rüyama girdi.meğer anne olunca, bir insanın yetişmesindeki zorluğu görünce  tam olarak anlıyormuş insan, ''insan hayatı''nın değerini..belki de bu yüzünden erkek yöneticiler bu kadar  sorumsuz ve bu kadar düşüncesiz olabiliyorlar.

 Vazgeçtim, sen buraya alışma oğlum,değiştir bu çirkinlikleri...

okul öncesi eğitim semineri

 ÖĞRET ONA
 Zaman alacak biliyorum ,fakat eğer öğretebilirsen ona,
 Kazanılan bir liranın ,bulunan beş liradan daha değerli olduğunu öğret.

Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve de kazanmaktan neşe duymayı..

Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu.Eğer yapabilirsen,sessiz kahkahaların gizemini öğret ona.

Bırak erken öğrensin,zorbaların görünüşte galip olduklarını..

Eğer yapabilirsen,ona kitapların mucizelerini öğret.

Fakat ona sessiz limanlar da tanı.
Gökyüzündeki kuşların,güneşin altındaki arıların ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin ebedi gizemini düşünebileceği..

Okulda hata yapmanın,hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu öğret ona.

Ona kendi fikirlerine inanmasını öğret.
Herkes ona yanlış olduğunu söylediğinde dahi..

Tüm insanları dinlemesini öğret ona,
Fakat tüm söylediklerini gerçeğin elinden geçirmesini ve sadece iyi olanları almasını da öğret

Eğer yapabilirsen,üzüldüğünde bile nasıl gülümseyeceğini öğret ona.

Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret.

Ona kuvvetini ve beynini en yüksek fiyatı verene satmasını,
Fakat kalbi ve ruhuna hiçbir zaman fiyat etiketi koymamasını öğret..

Uğultulu bir insan kalabalığına kulaklarını tıkamasını öğret ona.

Ve eğer kendisinin haklı olduğuna inanıyorsa,dimdik dikilip savaşmasını öğret.


           Abraham Lincoln tarafından oğlunun öğretmenine yazılmış bir mektup




Dün bizim otelimizde gerçekleşen harika bir seminere katıldım.Bu harika şiir de seminerin başlangıcında okundu..Aslında seminer anaokulu öğretmenleri için hazırlanmıştı.SMG yayıncılık ve marmariste işini en iyi yapan ve harika sahipleri olan konak kırtasiye işbirliğiyle düzenlenen seminerin konuğu ise Ankara Üniversitesi eğitim bilimleri fakültesinden Prof.dr Gülengül Haktanırdı.

O kadar harika ve o kadar şaşırtıcı şeyler öğrendim ki,çocuk gelişimi bölümü okumadığıma pişman oldum..elbetteki konuşmacımız Türkiye de olan eğitim sorunlarına değindikçe çok üzüldüm ama yapılabilecekleri sıralayınca da içim rahatladı..fakat onun tüm bu anlattıklarını hangi okulların dikkate alıp uygulayacağı da elbette soru işareti..Uzun uzun tüm semineri anlatamayacağım ama aklıma kazıdığım iki üç şeyi unutmayayım, ileride bakarım buraya,Yaman beye anaokulu seçerken dikkate almaya çalışırım diye yazayım istedim..
  • Okul öncesi eğitimde hiç bir şeyin ders kıvamında olmaması gerektiği ve bağımsız anaokullarının birazda para hırsı yüzünden branş dersi gibi uyguladığı satranç,drama,ingilizce,bale....(uzayıp giden liste) sınıflarının yanlışları...eğer o dersi veren hocalar da anaokulu öğretmeni gibi çocukları tanıyıp sürekli onlarla olursa bir sakınca yok.Asıl olması gereken çocukların kendi öğretmenlerinin onlarla bu aktiviteleri yapması ya da o branş hocalarıyla birlikte öğretmenin de yanlarında bulunması..(bu kadar yönden kendisini geliştirmiş çocuk gelişimci bulmak ne kadar kolay o da ayrı muamma)
  • Asla ve asla çocuklara fiziksel ya da duygusal istismar yapılmaması gerektiği(niye kirlettin üstünü demek bile duygusal istismarmış)
  • Çocuklar aynı anda aynı aktiviteleri yapmak için zorlanmamalılarmış.hep birlikte boyama yapmak çoğu zaman onların yaratıcılıklarını öldürürmüş..özellikle sınırlı boyama(içi doldurulan şekiller)..oyun saatinden önce daha önce oluşturulmuş köşelerin hangisinde kimin oynamak istediği sorularak,istemeyenlerde uygun aktiviteye yönlendirilmelilermiş(eğitimde bize Boston da ziyaret ettikleri bir anaokulunun bunu nasıl başardığını gösterdiler..çok da kolay uygulamalarla yapılabilecek bir şey olduğunu gördük..)
  • Bizim okulların kafalarına göre istedikleri yaklaşımı (Montessori yaklaşımı ya da Reggio Emilia yaklaşımı) benimsemelerinin ne kadar yanlış olduğu,hangisinin en doğru olduğuna ve bizim kültürümüze en uygun olanına bir kurulun karar verip tüm okulların tek bir yaklaşımı benimsemesi gerektiği.. üstelikte bunları uyguluyoruz deyip,yanından bile geçememeleri..
  • GOETHE nin unutmamam gereken bir sözü; bir çocuğa iki şeyi öğretin''kökleri ve kanatları''...
  • Köy enstitülerinin kurucusu Hakkı Tonguç un ''İnsan Topluma hizmet etmeden ölmeye utanmalıdır''sözünü..ve bu sözü tam manasıyla yerine getirdiğini düşündüğüm Prof.Gülengül hanımı hiç unutmayacağım..bu arada anne baba eğitimlerine de başlamışlar..bunun organizasyonunu birileriyle paylaşıp yapmalıyız..çok güzel olur.

9 Eylül 2009 Çarşamba

09.09.09 da neler oluyor?

Çok şeyler var kafamda yazmak istediğim ama ne yazık ki zaman bulamıyorum..geçen hafta dedemiz geldi mesela..onunla çekilen harika fotoğraflarımız var,akyaka da geçirdiğimiz günü anlatamadım daha..ama geçmişi anlatacağım derken bugünü kaçırıyorum..bari bi yandan şimdiden de bahsedelim biraz..
Yaman efendi bugün tam 2 ay 9 günlük.. yani 3.ayın içinde ve sanki büyüdü bile.. yenidoğanlıktan çıktı,tam bir bebek halini aldı..ve yavaş yavaş değişikliklere başladı.

Mesela eskiden (bu eskiden lafına doktorumuz çokgülüyor..ne zaman eskiden şöyle yapardı şimdi böyle yapıyor deyince,ne eskisi çocuk daha 10 günlük demişti ben ilk bu lafı ettiğmde..şimdi aklıma hep o geliyor..)tüm gün boyunca emişirdik..1 haftadır yani eylüle girdik gireli saat başı 5 ila 10 dakika arası seans yeterli geliyor bizim obura..birazcık rutinimizde oturdu.şu sıra kilosu 5.800 ün biraz üstüymüş..ve en önemlisi çok tatlı gülüyor.bööyle gözümüzün içine baka baka gülüyor.hatta bazen kahkaha gibi sesler çıkarıyor ve niyeyse şimdiden tüm cilveler babaya yapılıyor.bütün kaprisini nazını bütün gün ben çekiyorum,
babamız yarım saat eve uğruyor,bütün numaralar ona yapılıyor.(bkz.şekil 1.a)bu resim taptaze..

gülücüklere ilk ayın sonunda yavaş yavaş başlamıştık ama 1,5 aylıkken baya netleşti bunlar,son doktor kontrolündede sordum refleks mi bu gülüşler diye ''yok canım,adam eni konu ''kur yapıyor ''dedi doktorumuz.

Az kalsın unutuyordum şu meşhur agu ve ıngayı..çok şeker aguluyor ve ağlıyacaksa basıyor ınga yı..hatta bazen ağlarken aagguınggaaaaaa...............diye 2 anlamsız kelimeden oluşan repertuarını seslendiriyor çok sinirli bir tavırla.. en çok da bu parçayı dinliyoruz..aslında biz kahkahaları ve bu gülücükleri görmek için uğraşıyoruz bütün gün annemle..o günlerde gelecek,bekliyoruz sabırla..

1 Eylül 2009 Salı

bugün babamızın doğumgünü!!

Bugün babamızın doğumgünü, bizim aşı  ve doktor günümüzdü.Yaman doğduktan sonraki 2.genel
kontrolümüze gittik bugün.tabii bu 2.aya gelene kadar belki de 10 kez gitmişizdir doktorumuza kilo kontrorolü için.Doktorumuz marmaristeki en cici çocuk doktoru Güven Paşaoğlu ,bu kontrolde oğluşun cilveli hallerini pek beğendi..
Bu arada yukarıdaki resimde olduğu gibi kafasını tutmayı yaklaşık 2 haftadır beceriyor..
Aklıma gelmişken anlatayım,doğumdan sonra bende elbette her anne gibi zevkle bebeğimi emziriyordum fakat bu kadar çok okuyup araştırmak herşeyi ince eleyip sık dokumak ve çok detaylarla uğraşmak bazen  kocaman gerçekleri görmemizi engelleyebiliyor.

Yaman doğmadan önce hazır zaman varken okuyayım,bir daha fırsat olmaz diyerek Tracy Hogg'un türkçeye ''bebek bakımı sorunlarına mucize çözümler''adıyla çevrilen kitabını okudum.Blog annelerinin yazılarında okuyordum ve bebeklerini bu yolla sistemli bir rutine kısmende olsa oturtabildiğini biliyordum,kitapta da ne kadar erken başlanırsa o kadar kolay olacağını okuduğum için,bebek doğar doğmaz ben 10 saatlik bebeğe rutin uygulamaya başladım.Yazarın bizlere uygulamamızı önerdiği rutinin kısaca adı E.A.S.Y. Yani Eat, Activity, Sleep, Your Time. (Yemek, Aktivite, Uyku, Senin yani annenin zamanı) Rutinin söylediği; karnı doyan bebek, aktivite yaparak yorulduktan sonra uykuya dalıyor, böylece anne de kendine ayıracak vakti buluyor ve de yapılması gereken diğer işleri içinde aşağı yukarı bir plan yapabiliyor..Buraya kadar her şey güzel ve mantıklı..şimdi gelelim ben ne yaptım?
Bebeğimi güzelce emziriyorum ama bir yenidoğana bırakın aktivite yaptırmayı emerken uyuyor zaten çocuk.Kitapta ise memede uyutmanın bu rutini tamamen aksatacağı ve memede uyumanın gaz problemine neden olacağı yazıyor yani kesinlikle tavsiye edilmiyor,hatta bebeği meme ile sakinleştirmek,onu memede uyutmak hatalı ebeveynlik davranışları olarak nitelendiriliyor.elbette yazarda kabul ediyor bunu ve memeden sonra 5 dakika bile uyanık tutabilirseniz bu bir başarıdır diyor.Ben de hababam uğraşıyorum rutin de rutin..ilk 2 gün hastanede herşey iyi,aktivite olarak alt değişimi yapıyoruz falan bir şekilde hiç memede uyutmuyorum..Eve geliyoruz,daha adımımızı atar atmaz başlıyor yaygara..Öyle yapıyoruz yok,böyle yapıyoruz olmuyor,rutindeki şeyleri sırasıyla yapıyorum ama bebişim bir türlü susmuyor.biz eve 3.gün geldik,zaten 4.gün akşamı artık ağlamalar çılgınlaşınca  ve aralıksız devam edince hemen ertesi gün doktora gittik.ben diyorum kesin gaz sancısı var ayaklarını karnına çeke çeke ağlıyor,sıcak su torbaları koyuyoruz,ayaklarına masajlar yapıyoruz(o geceyi asla unutamam)yok susturamıyoruz..ve pes ediyoruz,sabah 6 gibi ana oğul büyük bir ayıp işliyor ve MEMEDE UYUYORUZ....

Böylece bizimde duru ablamızın yarattığı kendi A.A.C.A rutini gibi E.U.E.U rutinimiz oldu..em uyu em uyu...
Ertesi gün doktorda herşey gün gibi açık doktorumuz Güven bey diyor ki;Bu arkadaş AÇ!!!(Neye uğradığımı şaşırıyorum..aklımın ucundan geçmedi..hiç aç olabileceğini düşünmedim çünkü 1 gün önce memeyi sağmıştık bile doluluktan..)anlayacağınız gibi yaman bebek çok küçük olduğu için karnı doyamadan memede uyuakalıyordu ve ben onu aktivite yapması için zorluyordum zaten emmekten yorgun düşmüş çocuk uyuyordu fakat asla uzun uyumuyordu,açlık onu tekrar uyandırıyordu..neyseki bunu çok geç farketmedik ve vurduk memeye oğluşumla o gün bugün emişip duruyoruz:)
ne öğrendim?
1)bebeğin kırkı çıkana kadar her ağladığında emzirilecek(bu basit gerçeği gözümden kaçırdığıma hala inanamıyorum)
2)günde 50 gr.ve daha fazla alan bebeklerde gaz sıkıntısı olurmuş,yani gaz sorunları 3.haftada başlıyor(şu an doya doya yaşıyoruz çünkü 2 aylığız)bir yanidoğan gaz nedeniyle ağlamazmış...
Gelelim kitaba,asla kötülemiyorum hala hergün yeni şeyler öğreniyorum,şu günlerde rutini uygulamak da daha bir kolaylaştı ama hala zor..uygulamayın demiyorum ama bence 40 ı çıktıktan sonra yavaş yavaş denenmeli..yoksa benim gibi bebişinizi aç bırakabilirsiniz:))gerçi her dakka emzirdikten sonra bile doyuramadık bu bizim oburu..2 hafta kadar mama takviyesi aldı ama sonra üstün çabalarla sadece anne sütüne döndük,ayrıntısıyla bu konuyu anlatacağım sonra.
Konumuz iyice dağılmadan 2.doktor kontrolümüz harikaydı..
kilomuz:5600gr sadece anne sütüyle ve hedeflenenden 200gr.fazla üstelik.boy:62 cm(doktorumuz çok şaşırdı büyüyünce 1.85 gibi olur dedi,ailede uzun varmı diye sordu biz de dedemiz dedik..doktorumuza gülücükler saçtık,kur yaptık..tepkilerinin 2 aylık değil 5 aylık gibi olduğu iltifatını aldı bu cilveler sayesinde..
Babamızın doğumgünü tam babanın istediği gibi sakin ve atraksyonsuz geçti..bu onun günü ne yapalım..sadece evde dinlendek istediğini söyleyince biz de onun sevdiği yemekleri yaptık..fakat teyzemiz aysu eniştesine güzel bir sürpriz yapıp babamızın en sevdiği şeyi almış:ayakkabı..babamız çok sevdi yeni cicilerini.bir de çok güzel bir hediyede ramil amcamız hazırlatmış..arkasında Yaman ve oğlumuzun doğum tarihi yazan bir fenerbahçe forması..erkekler aynı dili konuştuğu için hoş bir hediye olmuş..Ramil 'i kıskandım bunu ben niye düşünemedim diye..ama olsun 2 ay önce en büyük hediyeyi ona verdiğimi,bu yıl bunun ona fazlasıyla yeteceğini söyledi baba bize...

mis kokan bir yenidoğan..işte karşınızda minik yaman...

Sonunda bir araya gelebilmiştik sağlıkla..
İlk önce parmaklarını saydım ben..tırnakları çok uzundu..hatta manikürleri bozulmuş oğlum bizle buluşmaya gelirken..bir kaç tırnağı kırıktı:)savaş heyecanla özgür elleri aynı sen,aynı sen deyip duruyordu o dakikalarda..
Annesinin kollarında artık o da çok rahat..

Çok ama çok değişik hisler..herşeyi tamam şekilde çıkyor karşınıza..kiraz dudaklar..uzun uzun tırnaklar,mis gibi bir koku ve o an aşık ediveriyor kendini size...
Sayın besun mensupları lütfen biraz müsaade edin..çekmeyin kardeşim..yeter
Sevgili teyzemiz fotoğraf  çekmekle görevlendirildiği için, güzel kare yakalamak derdinden yeğenini tam sevemediğinden yakınır hep..ama onun sayesinde her fotoğrafta o onları yaşıyoruz tekrar tekrar...









Yanda ise minicik bebeğimin minicik ayağından kan grubunu belirliyorlar..o ise çok değişik bir ses çıkarıyor...
Teyzemizle çekilen bu fotoğraf hepimizin favorisi..o bizim uykucu şirinimiz...
Evet,Biz  çok mutluyuz..aramıza katıldı ''Yaman''oğlumuz..Aşağıdaki şekerleri son akşam hazırladık..keselerini almıştım,içine şekerlerini koyup ağızlarını bağladık..yanındaki yazı ise oya hanımla ortak bir çalışmanın ürünü
Hastaneden çıkıp eve gitme vakti gelmişti artık..kapımızı kapattık ve evimize doğru yola çıktık...
Evimizin kapısında bizi bir sürpriz bekliyordu..Biz süsülememiştik ki bu kapıyı..Meğer,biz hastanedeyken bizim geçen yıllardan çok sevdiğimiz bir müşteri çiftimiz,bu yıl tatil için yine türkiyeyi ve bizim otelimizi seçmiş,zamanınıda biraz bize denk getirmiş,hem gelirken bir sürü hediye getirmişler,hem de bu beklenmedik hoş sürprizi yapmışlar..bana çok tatlı bir moral olmuştu..yepyeni bir hayata açılan kapımızdı bu aynı zamanda minik oğlum ve 3 kişilik +1(fındık)ailemle.....

hayatıma giren son erkek artık aramızda..

Saat tam 09:09 u gösteriyordu ..artık beklenen an gelmişti..hayatım asla eskisi gibi olmayacaktı..bana bir çok ilki yaşatacak bir minik dakikalar sonra aramıza kavuşacaktı..annemin elini bıraktım ve kardeşim Aysu nun bu kareyi çektikten hemen sonra gözyaşlarına boğulduğunu son anda farkettim..
dokuz doğuranlar..
Onların dışarda dokuz doğurduğu bu dakikalarda ben içerde bebeğime kavuşmuştum bile..Üstelik de güne başladığımız eğlence tadında devam ediyordu herşey,Ajda Pekkan ın bu yazın gözde parçası olan''hayat aynı gökteki gibi uçuyor anıılaaarrr.....beni aynı  eskisi gibi deli sanıyorlaaaarrrr....''şarkısına tam kendimi kaptırmıştım ki bir ağlama sesi..ince ince..o an anlatılamaz..sadece yaşayanlar anlar,yeni anneler annelerini anlar..ağlarlar..benim gibi..onun sesini duyduğum anda akmaya başladı gözyaşlarım ama hayatımda hiç mutluluktan katıla katıla ağlamamıştım ben..bebeğimi bakım masasına almışlardı..o ise iki elini sinirle kaldırmış,ağlayarak cevap veriyordu bulunduğu yerden ona sorulmadan ve fikri alınmadan çıkarıldığı için..neyse ki çok uzun sürmedi bu ağlayış ve işlemler..hemen yanıma geldi..kısacık bir süre kokladım..gözyaşlarım onun kiraz dudağına değdi..ve o ailesinin diğer bireyleriyle tanışmaya gitti..sıra benim dikişlerimin atılmasındaydı ama ben hemen ona kavuşmak istiyordum daha doyamamıştım ki..fakat ne yazık ki o dakikalar sadece hafızamda resimlendi..hastane politikası gereği içeri fotoğrafçı alınmıyordu ve kameraya çekim yapabileceğini söyleyen teknisyen arkadaşın ise yapamadığını doğumdan sonra farkettik:(( 
Annem kapıda beklerken..kimbilir aklından neler geçiyor..
Derken..aa..aa.. o da ne?annemin beklediğinden çok daha kısa sürede bebeğimiz orada görünmüş bile..benim hala içeride olduğum dakikalarda onu ilk gören kişi olmuş..uzaktan onun bizim bebişimiz olduğunu ise sincaplı battaniyesinden tanımış..
Nerede olduğunu anlamaya çalışıyor..
Annem nerede?yüzdüğüm su nerde?burası soğuk,hem de gözlerimi kamaştırıyor..birisi lütfen annemi bulup getirsin bana..bugün tanışacağımızı söylemişti bana..
''Sakin sakin bekledim anlamadınız..alın işte  size yaygara..nerede bu kadın dedim??
Birde beni seven kalın sesli bir adam vardı..o da mı yok?
Lütfen artık orama burama bir şeyler değdirip beni kızdırmayın..
Nerde bu devlet?nerde bu millet?gidicem sevmedim ben bu diyarları'' derken....ananesi ve babası kapıvermişler bebeğimi..annesini aradığı o esnada babası tanıdık sesiyle sakinleştirmiş onu..ananesi şefkatle sarmış..sevgi ve mutluluktan bir kundak yapmışlar oğluşuma..

Torununun gelişine çok duygulanan anane başlamış ağlamaya..
Onu gören Oya dayanamamış bu duruma..
yani sevinçten ağlayan bir tek ben değilmişim..

doğuma bir kala..

İki ay önce bugün yani 1 temmuzda bebeğimize kavuşma vakti gelmişti artık..O na kavuşmayı iple çekerken yine de doğumdan önceki akşam içimde bir hüzün vardı,çünkü ben bebeğimin dünyaya gelişine kendisi karar versin ve en doğal yolla birbirimize kavuşmalım istiyordum..ufak bir terslik nedeniyle bu isteğim ne yazık ki gerçekleşemedi ama sağlıkla ona kavuşmak da elbetteki en önemli öncelikti..
Doğumdan bir önceki akşam heyecenımız dillere destandı..kamera ile çekim yaptık,herkes duygularını anlattı..ben bir türlü yatamadım,döne döne dolaşıyordum evin içinde..annem heyecanını yatıştırmak için biraz alkol almayı denedi..balkonda o birasını yudumlarken ben ona takılıyordum..derken duşa girdim,duşta karnımı okşayıp bebişimle konuştum..yarın tanışacağımız için çok heyecanlı olduğumu fısıldadım ona..annemle bir kaç laf dalaşıyla gülüp eğlenip biraz kafamızı dağıttıktan sonra bir baktım saat çok geç olmuş..inanamıyordum..Bir kaç saat sonra hatta yaklaşık 8 saat sonra bebeğim kollarımda olacaktı..

Doğum yapacağım hastane Muğla'da olduğu için sabah erkenden yola çıktık.. Yolda sabah güneşi ve mis gibi deniz kokusunu içime çekerek kendimi sakinleştiriyordum..çok az kalmıştı..aylarca konuştuğum,yüzünü hayal ettiğim miniğime kavuşacaktım..arabada hep sevdiklerim vardı.Annem,kardeşim aysu,canım arkadaşım osman ve oya hanım çok yakında 3 kişilik bir aile olacak bu heyecanlı çiftin mutluluğuna ortak olmak için bize katılmışlardı.Keyifli ve bol kahkahalı bir yolculuktan sonra hastaneye ulaşmıştık..Heyecandan mı yoksa normal doğum tarihime yakın bir zamanda doğum yapacağımdan mı neden bilmem ara sıra sancılar hissettim yol boyunca..
Hastanedeki odamıza alındık..Ameliyat öncesi yapılması gereken işlemler yapıldı,o sıra sevgili Oya hanım sayesinde çok eğlenceli dakikalar yaşadık doğum öncesi..herkes karnımı okşayıp,biraz sonra yanımızda olacaksın diye bebişime dokunuyordu..bu arada bu olayı tüm hamileliğim boyunca yaşadım..hamileyseniz,göbeğiniz bir kamu malına dönüşüyor..tanıdık tanımadık herkes göbeğinizi okşuyor ve ona iyi bak diye telkinlerde bulunuyor...
Teyzesi Yaman a hadi gel teyzecim..seni çok merak ediyoruz diyor.. 
Nasıl bir dünyaya geleceğininden ve nasıl bir anneye sahip olacağından bihaber olan yaman bey gerçeklerle yüzleşse iyi olacak..evet..galiba biraz uçuk insanların içine karışıyor..annesi ''yamaaaannnn beni neden yooruyosuun????''diye şarkılar söylerken...
-
Saat tam dokuz..biz şen kahkahalarla odada eğlenirken ve tam bu resim çekilirken içeri hemşireler beni almaya geliyorlar..
Sedyeye yatırılınca iş değişiyor tabii..hem biraz tedirginlik hem çok tatlı bir telaş,büyük bir merak tam bir duygu silsilesi içinde tekerlekler dönüyor..beni anneliğe götürüyor..

Sevdiklerim yanımda..herkes gözümün içine bakıyor..eşimi yanımda istiyorum ama ne yazık ki olmuyor..



Bu hastane koridorunda son sorumsuz dakikalarım..tek çıktığım bu odaya bir saat sonra iki kişi gireceğiz..