25 Ocak 2010 Pazartesi

bir kar tanesi ol,kon dilimin ucuna..

Nasıl pır pır oldu içim ilk gördüğümde..
pofuduk pofuduk,tüy gibi süzülüyordu
beyaz taneler gökyüzünden.
ne zamandır böyle keyifle izlemedim ben bu şeyi..
bir de öyle hafif,öyle süzüle süzüle yağdı ki,
minik de en karizmatik haliyle izledi ömründe ilk kar yağışını.
nasıl mutluluk doldu içim..
al çocuğunu kucağına,at kendini dışarı ,
çek soğuğu içine dedi bir de.
bebekle çıkma konusunda dediğiyle kaldı.
sadece izledik minikle.çok hoşuna gitti.
yavaş yavaş takip etti,benimle birlikte izledi.
huzur dolduk birlikte.

bir kar tanesi değil,iki kar tanesi kondu dilinin ucuna..
birde tatlı gülüyordu ki hiç sorma.
ilk kez göründü o taneler bir fotoğrafta, o da işte burada!

Yıllar sonra kar güzel şeyler hatırlattı..buz gibi kar nasıl olduysa içimi ısıttı.
Bu kadarcık karda bu kadar mutlu olduysam,kartopu oynayacak kadar yağsa,ne olurum kimbilir?




Kar keyfini bu seferlik onunla değil ama yalnız yaptım..
kocaman renkli şemsiyemin altına sığındım ..
ama siyah eldivenlerimi taktım.
elimi çıkardım,
elime düşen tanelerin desenlerini izledim uzun uzun.
soğukta derin derin nefes aldım.
'hoh'yaptım.
buhar çıktı.
içim ısındı..
bu kadarcık sakinlik bile beni mutlu bir anne yaptı.

Şarkı da hep içimde çaldı..
bir kar tanesi ol,kon dilimin ucunaaaa..
bir kar tanesi ol,eri ağzımda.








21 Ocak 2010 Perşembe

biri bana bebek mi dedi?

pardon?
bebek mi dediniz?
ben mi?
yok artık..


birazdan ''fark var,seninle benim aramda kocaman bi fark var''ı söyleyip,elini kolunu sallayacak gibi duruyor..
evet,kocaman bi fark var aramızda..
iyi ki var..
hatta herşey ''kocaman'' şu an benim miniğim için..hatta bu fotoğrafta kendisi bile..


19 Ocak 2010 Salı

iyi ki varsın sevgili günlüğüm ve GÜLcüğüm


''İyi ki varsın be günlük..
ne güzel şeyler oluyor sayende..
senin sayende harika insanları,
hiç tanımadıklarımı ,sanki hep varlarmış gibi hissediyor,
ama ilk kez tanışıyorum..
bir de üstüne çok mutlu oluyorum
çünkü hiç hayal kırıklığına uğramıyorum..''gibi şeyler yazmayı planlıyordum bu yazım  için..
hatta ''yazıları hep içimizden kendi sesimizle okuduğumuz için, telefonda bir an Gül'ün sesini duyunca o an farkettim aslında daha önce hiç tanışmadığım birisiyle görüşeceğimi''gibi bir cümle de yazacaktım.

Blog yazmanın bir diğer avantajını, şu sıralar uzakta olan babamıza herşeyi telefonla anlatmaktansa,onun bizi buradan takip etmesinin rahatlığını da söyleyecektim..

ama ne oldu??
Gül anne yine benden önce yapmış yapacağını..hemde tam benim yazmak istediğim gibi..

evet,ikinci maddenin avantajı gerçekleşti,bugün babamızla konuşurken,''dün anlaşılan çok güzel geçmiş,gördüm fotoğraflarınızı demez mi?''anlayamadım önce.daha yazamamıştım ki..meğer benim sayfamı okurken orada gül'ün sayfasına tıklayıp,konuyu da okumuş,resimlere de bakmış..her şey harika ama şikayetçiyim ben bu Gül'den.
kafamdaki  şeyleri önce o yapıyor,sonra ben taklitçi gibi oluyorum:))
anlattığı herşeye ''aynen''demekten yoruluyorum:))
ve dünü düşündükçe ben onları ve bu blog işini çooook seviyorum:))

o zaman ne yapalım madem anlatacaklarımız anlatılmış,biz de Yaman'ın dilinden anlatalım..















Annecim mama sandalyemde oturan bu fıstık kim?benden biraz büyük galiba ama sizin kadar kocaman değil,sanırım bana benzeyen biri,yemeğini buradan yediğine göre?yoksa yakın zamanlarda o da benim gibi miydi?söylesene ona biraz yakınıma gelsin,dokunayım,çok merak ettim..










Hmm..yakından bakınca daha tatlıymış..bak bunların hepsini ben ağzıma sokuyorum,sende sokabilirsin tatlı abla..şu top mesela,ben en çok onu seviyorum,peşinden emeklemek zevkli oluyor,bak benim parmaklarımın hepsi ağzımda..hmm..hepsi birbirinden tatlı..hatta mümkünse ben seni de ağzıma götürsem??



















ya da göğsüne yaslansam?sen beni sevsen?hatta şuracıkta uyusam kalsam,bana kimse dokunmasa....

Bu tatlı teyzede senin annen heralde Duru abla..kucağı pek de rahatmış..ben çok sevdim burayı sen sakın kıskanma emi..
Duru: hiç kıskanır mıyım ben kocaman abla oldum,hem bak biz sana ne getirdik? annen açsın,beraber oynayalım..
 



Heyyy...yaşasınn.. Nasıl oluyor Duru abla?ben şimdilik sadece tutabiliyorum bunu,sen geçirsene şu halkaları benim yerime..

Özgür anne elbette Yamandan daha çok sevinir bu hediyeye.ilk önce almayı düşündüğüm oyuncaklardan birisi..hatta geçen hafta ikea dan alacaktım..kalmamış,çok üzülmüştüm..karşımda görünce çok şaşırdım..çok güzel tesadüfler bunlar:))

Durucuk resimlerinden de tatlı,her haline bayıldım..

Hediye paketini bana uzatışına,yandaki pozuna,babasını''aşkım,bebeğim''diye diye sevip sarılmasına,uyumuna,hiç mızmızlık yapmayışına bayıldım..
ve ''doğru yoldayım'' ,''umarım benim oğluşumda böyle uyumlu ve huzurlu bir çocuk olur'' dedirtti bana Durucuğun tüm halleri..
Günün sonunda onun minik elinden pasta bile yedim,gıdısını da öptüm,kokladım birde..''çabuk''deyişini onun sesinden duydum..birlikte ''çabuk''dedik..

 Benim istediğim kadar eğlenemedi Durucuk parkta soğuk yüzünden ama çok yakıştı oraya..
harika pozlar verdi ama sallanamadı salıncaklarda.
 
Şimdi bu fotoğrafın altına yazı yazarken farkettim..fotoğraf olunca çok bildik bi an bu an..sanki ben şu an yazmıyorda okuyor gibi oldum..halbuki ben de oradaydım..O kadar tuhaf bir his,sanki ben duruyu doğumundan beri her halini biliyor gibiyim,ama kokusunu içime çekince anlıyorum o aslında bir ilk..hatta farkediyorum ki ben onları  bir çok tanıdıktan daha çok tanıyorum ama aslında yeni tanışıyorum..
Gül anneye gelince,hiç anlatmaya gerek yok,bakışlarla bile anlaşılıyor,bir sürü ortak nokta daha çıkıyor..
Bir şey daha farkediyorum ,bir sürü konu yarım kalmış.
ben çok mu konuştum acaba?
yok yok..ben doyamamışım ne sohbete,ne durucuğa..

17 Ocak 2010 Pazar

babamız yanımızdayken..

















Geçen hafta,babamız bizi ziyarete geldi.
Bi sürü bi sürü şey oldu..
Yaman bey ilk kez köy ortamında bulundu..şansımıza hava harikaydı..
Aslında yazlık evimize yapılacak tadilatlara bakmak için Kefken'e gidecektik fakat sabah gelen bir haberle kefken öncesi babamın sevgili korumacı ailesi bizi kahvaltıya davet etti.Ne ola ki bu koruyucu aile derseniz,açıklayayım;babam İzmit 'e bağlı bir ilçe olan Kandıra'da,kendi bitkilerini yetiştirip,ufak çaplı'' Hasan Baba'nın bir çiftliği var,çiftliğinde bitkileri var ''modunda, gönüllü Robinson hayatı yaşayan bir şahsiyet olduğundan ve bazı günler çiftliğinde kaldığından,o günlerde Ona yoldaş olan,yemeklere çağıran,çiftliğe yakın bir köyde oturan çok sevgili ahbaplarımız bizi kahvaltıya davet etti.


Oraya vardığımızda bu harika manzarayla karşılaştık..Biraz sonra bu nefis gözlemeler afiyetle midemize inecekti..

Şansımıza hava harikaydı.Yamancıkda bol bol D vitamini aldı böylece.Babası da yanındaydı.
Yaman için günün bu saatleri;''güneş,babam ve ben..bahtiyarım..''tadında geçmekteydi..taa ki anne kişisi oğluşkosuna değişik şeyler tanımasına fırsat verecek davranışlar içerisine girinceye kadar..


Oldum olası hayvanları çok severim ayırt etmem pek fazla..Bakışları,halleri,edaları...
Pek bi sevimli gelir bana..
Kedileri zaten bizim evimizden tanıyor Yaman,

















İnekleri de tanısın istedim..
Ama pek umduğum gibi olmadı..
Ahırın kapı aralığından baktığımda gayet uslu duran hayvancıklar,biz içeri girince ''ooo..hoşgeldiniz''der gibi saygıdan mı korkudan mı bilinmez,ayaklanıverdiler..



Kısacası tüm cüssesi 68 santimden ibaret olan minik oğluşumun gözünde birer dev olan inekler bizim ziyaretimizden,
Yaman'da ineklerden korkunca..işte ortaya bu kareler çıktı..

Bazen  tanımadığı kişileri bile gördüğünde,eğer ona gülümsenmiyorsa, dudaklarını hafifçe büzüp tanıdık bir yüz arayan minik Yaman,kendi yüzü kadar gözlerle ona böcü böcü bakan ve doğal olarak gülümsemeyen  ineklere ne tepki verdi siz tezahür edin artık.''yabancı bildi''elbette.Ama çok şekerdi o an..benim çok hoşuma gitti.çok güldüm.

İşte Hasan dedenin bitkileri..babamın yerine de uğradık.
Babam en önemli ziyaretçisini çiftliğinde ağırlamış oldu..Böylece Doğada geçen, Ocak ayında baharı yaşadığımız, bebiş içinde bol öğrenmeli ve bol aktiviteli çok hoş bir gün geçirmiş olduk ''aile''cek..

Ama daha yapılacak bi dolu işimiz vardı..ilk incilerimizi dökecektik..
Yaman Bey daha kız istemeye gidecekti,nişan yapacaktık..fakat öncesinde işyerimiz için alışveriş yapmak üzere ikea'ya uğradık..Yaman beyde kangurusunda bize eşlik etti..tabii annesi kendisini orada kaybedince o da başladı annesinin almış olduğu şeyleri ucundan kıyısından,ısırmaya,önüne geleni kemirmeye,emmeye..bi ara ağzına bi şey kaçtı sandım,yutacak diye elimi ağzına sokmamla,neye uğradığımı şaşırdım.. tırtıklı bir yüzey hissettim bebeğimin ağzında..hemde iki tane..altta..henüz diş haline gelmemiş,çizgi halinde patlamış..ne tuhaf şeyler..orada bir sevinç tabii.babamızda şahit.iki gün önce gece biraz fazla uyanmıştı,demek o gece olmuş bu iş..pek öyle anlatılan kadar ızdırap çekmeden atlattığımıza sevindim.

Kızımızı istedik,istediğimizi aldık,nişanımızı yaptık.















Çekilen onca  sıkıntı,engel,zorluk karşısında bir kez daha AŞK kazandı..
O gece gözlerdeki heyecan ve onu fotoğraflamak ayrı bir hazdı..Sadece son altı yılına şahit olduğum, fakat öncesini dinlediğim çok özel bir şeydi..
İmkansız gibiydi..ama işte ''sonunda''bu tören  ikisinindi..




Bir ömür mutlu olun canlarım..

Arkadaşlarımızın bu mutlu gününden sonra bizde uzun zamandır yapmadığımız bir şey yaptık..
Yaman evde anneannesiyle vakit geçirirken bizde tekrar sevgili olup,maşukiye ye kaçtık..haftada iki kadeh hakkımdan faydalandım..uzun uzun sohbet,muhabbet,yıllar sonra bile ..işte bu dedim.''canım''dedim.içtim.çok eğlendim.




5 Ocak 2010 Salı

Müsait Olunca Beni Severmisin?


İçeri girer girmez neşeyle bağırdı:
-Anne biliyor musun bugün yuvada ne oldu?
- Görmüyor musun ? Telefonla konuşuyorum.
Herkesin sevdiği şey birbirine benzemiyordu. Annesi telefonu, babası arabayı seviyordu.

Herşey erteleniyordu, telefon ve araba söz konusu olduğunda... Bir de eve misafir gelecek oldu mu kendisine hiç yer kalmıyordu.
Nerelere gitseydi? Annesi kapattı telefonu.

Mutfaktan tencere sesleri geliyordu. Koşarak yanına gitti:

-Sana yardım edeyim mi ? dedi, en sevimli halini takınarak. Annesi manalı manalı baktı:
-Hayırdır? Bir yaramazlık mı var? Bak bir de seninle uğrasmayayım. Çok yorgunum zaten.

Yorgunluk nasıl bir şeydi ? Bazen elinde oyuncağıyla uykuya daldığında anneannesi oyuncağı yavaşça elinden alır :
-'Nasıl yorulmuş yavrucak. Uykunun gül kokulu kolları sarsın seni..'
diyerek alnına bir öpücük konduruverirdi.

Yorgunluk gül kokulu bir uykuya dalmaksa eğer, neden annesi kendisiyle böyle kızgın kızgın konuşuyordu.

—Anneciğim yorulduğun zaman gül kokulu uykulara dalarsın. Anneannem öyle söylüyor.

—Uykuya dalayım da, gül kokuları kusur kalsın. Yorgunluktan ölüyorum.

Bu kelimeden nefret ediyordu.'Yorgunum, yorgun olduğumdan, böyle yorgunken'....

—Anneciğim sen yorulma, diye...

—Yemekte konuşuruz çocuğum. Bankada işler yetişmedi. Baban gelene kadar bunları bitirmem lazım. Hadi sen oyna biraz.

Hani siz yoruluyorsunuz ya...Eeee....Bende oynamaktan yoruluyorum. Ne yapayım bilmem?

Yapılmaması gerekenleri biliyordu da büyükler, yapılması gerekenleri hiç bilmiyorlardı.
Işıklar söndü birden.
Annesi öfkeyle söylenmeye başladı.

—Mum da yok! diye diye karıştırdı dolapları el yordamıyla.

Çocuk sırtüstü yatıp, anneannesinin köyünü düşündü. Gaz lambasının ışığında deli tavşan masalını anlatışını.

Deli tavsanın duvardaki aksini getirdi gözlerinin önüne. Anneannesi gibi iki ellerini birleştirip işaret parmaklarını yukarı kaldırarak
tavşan kafası yaptı.

''Bak deli tavşan'' diyerek parmaklarını oynattı. Yoldan geçen arabaların farları duvardaki tavşana yol açtı. Tavşan alabildiğine hür
dolaştı sağda solda. Otlarla kuşlarla konuştu. Sonra yorgun düştü. Duvardaki görüntü minik avuçların açılmasıyla kayboldu. Kolu yavaşça
kanepeden aşağı sarktı.
Sonra ışıklar geldi.

Kadın çocuğun hiç konuşmadığını akıl etti. Birden kanepeye koştu. Küçücük dizlerini karnına doğru çekerek uykuya dalmıştı.

Masanın üstündeki dosyalara baktı iğrenerek. Dindirilmez bir pişmanlık doldurdu içini.

Uyandırmaktan korka korka küçük alnına bir öpücük kondurdu.

Çocuk sanki bir ipucu bekliyormuşcasına aralanan gözleriyle mırıldandı;
— İşin bitince beni sever misin anne? dedi.

Kadın, sevilmek için randevu alan çocuğuna bakarak sabaha kadar ağladı.

Lütfen sevgimizi yarınlara ertelemeyelim. Hayat telaşına kaptırıp kendimizi, sevdiklerimizi ihmal etmeyelim.
Unutmayalım ki, yaşamın en güzel yanı sevgidir.

Unutmayalım ki yarın kimseye vaat edilmemiştir.


Hayatta yapmam ama olur da bir gün gerçekten çok yorgun olursam,burada bulunsun,gözüme gözüme girsin istedim..

Bu diyardaki annelerde yapmaz ama onlarda okusun istedim..

kısacası herkes bilsin istedim..

4 Ocak 2010 Pazartesi

TEYZEmizi unutmadık...

Bugün 4.ocak.
Yani ''yaamaaaannnn....teyzemmm...''diye oğlumun peşinden ayrılmayan canım kardeşimin doğumgünü.
Tam 20 yıl önce bu saatlerde kucağımda sımsıkı bir kundaktaydı.kıpkırmızı dudakları vardı.
Kundağının içinde  çikolata bulunca çok şaşırmıştım.
Bu kadar heyecanla beklediğim birisini nasıl kıskanacaksam,olur da kardeşini kıskanırsa,sevinsin diye aile Büyüklerimizin bir şakasıymış bana yapılan.
Hiç gerek yoktu ki,zaten gelmişti benim çikolatam.
Ben de ona bir çikolata getirdim bu yıl,onun hayatına neşe getirecek minik yaman.

Unuttuk sandın ama unutmadık teyzemiz...bu yazımızdır sana,doğumgünü hediyemiz;


Teyzecim,
Doğmak gerçekten zor işmiş.Yani yaşamasaydım,bilemezdim tabii ama Yaşadım bende.. güzel de bir şeymiş doğrusu. Ben doğduğumda ilk seni gördüm,işte bu yüzden ben,''iyi ki doğdum'' diyebiliyorum.Bu fotoğrafta ne kadar heyecanlandığımı bakışlarımdan anlamışsındır herhalde..sıcacık nefesin,güzel tenin beni çok heyecanlandırdı..keşke teyzem olmasaydı diye bile geçirdim içimden..

ama sen bana bakma

iyi ki teyzemsin.

''iyi ki doğdun''

canım teyzem...

2 Ocak 2010 Cumartesi

sepet sepet yumurta

Şöyle bir bakınca farkettim ki,geçen altı ayda, her yeni gün  o kadar  çok yenilik getirmiş ki ve ben bunları doya doya yaşayayım,yaşarken fotoğraflayayım,fotoğrafladıktan sonra burada paylaşayım,e tabii arada biraz da bebek bakayım derken,bir çoğuna yetişememişim ..

ne yapacağımı şaşırmışım.yetişebildiğimi yazmış,kalanını esgeçmişim..

ama burada bulunmasını çok istediğim kareler de var.işte bu karelerde yazamadığım günlerden..



Salonumuzda beyefendinin tüm döküntülerini koyduğumuz bir sepetimiz var.Sürekli odasına gidip,salya bezi,önlük,bez,ıslak mendil al,getir götür,mekik dokumaktan bıkınca böyle bir çözümümüz vardı,taa ki beyefendi onun içinde ne olduğunu merak edene kadar..


Oyuncaklardan sıkılıp,etrafıyla ilgilenmeye başladığında ilk dikkatini çeken şey bu olmuştu..
içinde ne olduğu konusu ise tam bir merak konusuydu bu minik kaşif için..
tam ''keşfetmek için bak''yaparken,aklına bir şey geldi..diş kaşıyıcı..

artık oğlumun boyundan büyük bir diş kaşıyıcısı vardı..hatta öyle bir diş kaşıyıcı ki,istendiğinde taşıma amaçlı bile kullanılabiliyor:)) 


Zaman zaman da henüz desteksiz oturamayan bu minişe hasırdan bir koltuk oluyor..o da bu durumdan çok hoşnut oluyor..



Oturamıyor ama çok daha komplike bir şeyler yapıyordu..

Aynı günlerde bir merakı daha vardı beyimizin;hani şu balerinlerin ve jimnastikçilerin kurdukları ''köprü''lerden kurmak en büyük hobimizdi..gerçi hala yapıyor ama biraz daha kilo aldığı için eskisi kadar yüksek köprüler olmuyor bunlar..şu an bu pozisyonda geri geri gitmeye bayılıyor,nasıl oluyor anlamıyoruz ama geri geri emekliyor..




Özellikle bu hareketi nedense tam da alt değiştirmeye çalıştığım zamanlarda yapmaya kalkışması zaman zaman beni çileden çıkarmıyor değil..


 yap dedik mi olmaz,olmayacak zamanlarda ise özgürlüğünü ilan eder...

 

Eyy ÖZGÜRLÜK.....

1 Ocak 2010 Cuma

01.01.10 ne hoş bir gün..

Geçen yıl, hiç tanımadan, içimde milim milim büyüyen  miniğime sağlıkla kavuşmak dilekleriyle karşıladığım yılı,bebeğimle birlikte uğurladık dün akşam. ve her gün yaşanan ''yeni''lerimize,bir de ''yeni bir yıl''eklendi böylece..



Bugünün bizim için önemi sadece yeni bir yıla uyanmamız değil,aynı zamanda Yaman'ın da yarı yaşını yani ilk 6 ayını tamamlamasıydı.Anneler bilir,6.ay artık bebişin tepkilerinin en anlamlı hal aldığı,annesini tanıdığı,tadına doyulmaz bir ay..bu sebeptendir ki dün akşamımızda tadından yenmeyecek kadar şekerdi.En ''adam''kılıklı  kıyafetlerimizi giyip,saçlarımızı taradık ve misafirlerimizi beklemeye başladık

Gelen misafirlerimiz arasında Baran abimizde vardı,onu görünce çok heyecanlandık, gelen tüm davetlilere ne kadar kahkaha,gülücük,şımarıklık türevleri varsa,itinayla yapıldı ,insanlar şenlendirildi..müziğe falan gerek kalmadan bol bebek kahkası dinleyen davetlilerimiz böylece tam bir bebek ziyafeti çekmiş oldular Yaman 'ın uyku vakti gelene kadar...



Bebeğini uyutup,geceye kaldığı yerden devam etmeye çalışan bana gelince, bu yıla da ailemin yanında,huzurla girmiş olmaktan dolayı çok mutluydum, çünkü bunlar sayılı zamanlardı kısacık hayatlarımızda..gözümüzü bir açıp kapatınca,hep yanımızda olacaklarını düşündüklerimiz olamayabiliyorlar ..''bir an''cıkta olsa ''yanımda olsa,öpsem koklasam yeter ''diye çok özleyebiliyoruz artık yanımızda olmayan sevdiklerimizi..işte bu yüzden doya doya içime çektim tüm sevdiklerimi..bir tek eksiğimiz babamızdı..o da internet bağlantısıyla katıldı aramıza..



Gecenin sonunda biraz sakinliği ne kadar özlediğini farkeden ben çok şaşırdım..

Bir gün gelip sakinliği özleyeceğim hiç aklımdan geçmezdi çünkü..

Herkes yatmaya yakın,bir mum yaktım,ufacıkta hafif bir kadeh aldım..

Bir de sakin müzik açtım,aldım annemi de karşıma,iki anne sakinleştik,ben düşündüm..

Geçen yılları ve bu yılı,değişen herşeyi..

Ailemi, geçmişi,bebeğimi, kendimi...
Merakla bekliyordum yeni bir yılın getireceklerini..